Bir sene önce asrın felaketine maruz kaldık. Canlarımızdan olduk.. Çocuklarımızı, sevgililerimizi yitirdik.. Evlerimiz, dükkanlarımız yıkıldı; ocaklarımız söndü... Feryatlarımız göğü kapladı; bağırıp, çağırıp, yırtındık... Her musibette olduğu gibi, bunda da suçlu aradık. Kah kendimizi, kah başkalarını suçladık. Böylesine büyük bir felaket olmasa idi, fay hatlarının üzerinde yaşadığımızın farkında olmayacaktık. Depremle beraber yaşamak gerektiğini bilmeyecektik. Oysa; bilinen en yakın tarih itibariyle, hatta birçoğumuzun içinde yaşadığı, irili ufaklı onlarca deprem görüp geçirmiştik. Bütün bu mevzii ikazla#dan ibret almadık. Ateş düştüğü yeri yaktı ve biz deprem hiç olmayacakmış gibi hayatımıza devam ettik. Devam ettirildik.
Devam ettirildik diyoruz çünkü, bizim hayatımıza yön veren başkaları idi. O başkalarını da biz, içimizden seçip başımıza geçirmiştik! Biz istedik, onlar da üç beş oy uğruna, bizim isteklerimize boyun eğdi! İmarı olmayan yere imar istedik, aldık. İki kat imarlı yere, on kat istedik verdiler, aldık. Biz, bunca binaları, yolları ve tesisleri nerelerde yaptığımıza asla dikkat etmedik, ettirilmedik! Ettirilmedik; çünkü bizde herşeyi devlet baba biliyordu, üstelik o devlet baba her şeyi en iyi ben bilirim iddiasında, gücünde ve eyleminde idi.
Mesela; en son yapılan İstanbul-Ankara arasındaki TEM otoyolunun 250 kilometrelik kısmı, tamamen fay hattı üzerine inşa edildi. Yol olan yere, ister istemez sanayi geldi. Sanayinin geldiği yere, yan sanayi ve tabii olarak yerleşim geldi. Böylece, fay hatlarının etrafında kümelendik. Herşeyi en iyi bilen ve yapan devletin, seneler sonra hiçbirşeyi bilmediği ve yaptığı hemen herşeyi berbat ettiğini öğrendiğimizde iş, işten geçmişti! Türkiye bütünüyle deprem kuşağında olmasına rağmen, Türkiye''de kurulu bütün şehirler ovalardadır. Bu hal, felakete ve ölüme davetiye çıkartmaktan öte bir şey mana ifade etmiyor.
İşte, biz böyle bir ülkede yaşıyoruz. Yaşayabilirsek tabii!.. Bir de utanmadan, sıkılmadan başımıza gelen bu felaketlere doğal afet adını veriyoruz. Ne münasebet! Bunların hepsi, kendi ellerimizle hazırladığımız yapay afetle#dir. Bakın etrafınıza; kayanın üzerinde kurulu olup da yıkılan bina var mı? Hep ovalarda inşa edilen binalar yıkılıyor.
Önceki gün Adapazarı''nda idim. Orada depremle ilgili bir panel yönettim. Sevinçle müşahede ettim ki, Adapazarı ovadan çıkarılıyor ve zemini kaya olan, şehrin kuzey kısmına kaydırılıyor. Buna, şimdiye kadar hiçbir siyasetçi cesaret edip karar verememişti.
Bilimin sesine kulak veren ve gelecek nesillerimizi düşünen Adapazarı Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Aziz Duran Bey''i ve mesai arkadaşlarını kutluyorum.
Eski Adapazarı''nda imar, en fazla iki kat olacak; ne güzel!
Keşke diğer vilayetler de Adapazarı''nı örnek alsa!..

