Kaydet
a- | +A

Türk''e, 3 kıta 7 iklimi çok gören düşman, olanca gücüyle ve şeytanı çatlatan hile ve desiseleriyle üzerimize saldırdı. Ölüm kalım mücadelesi verdik, Anadolu Yaylası''na sıkıştık. 7''den 77''ye bütün bir millet, destani bir şahlanışla, misak-ı millî ile belirlenen topraklarda genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti''ni kurdu.

Düşman, bıyık altından gülerek yeni devletimizi kabul ve tescil etti. Düşmana göre Türkler artık iflah olmazdı. Anadolu bozkırında kabile hayatına mahkumduk!.. Zaten, onlara göre biz Türkler insan da sayılmazdık... Türk''ün, maddede ve manada hayat damarları öylesine kesilmişti ki, bu milletin yeniden tarih sahnesinde söz sahibi olabilmesi imkansızdı!

Cihan İmparatorluğumuz paylaşılamayan bir coğrafya üzerindeydi. Parçalandı, yıkıldı ancak; kimseye yar olmadı bu topraklar. Osmanlı coğrafyası üzerinde şu an 50''ye yakın devlet veya devletçik var. Dikkat edilirse hiçbirisi, kendinin saydığı topraklarda hükümran değil. Veli-i nimetleri Osmanlı zamanında beydiler, efendi idiler. Beyliğin, efendiliğin, hükümranlığın yerine zilleti, uşak olmayı, sömürgeleşmeyi tercih ettiler.

O gün bugündür, iki yakaları bir araya gelmedi. Huzur yüzü görmediler. O gün (isyan günleri) şeytanın maskarası oldular, bugün de olmaya devam ediyorlar. Nimete nankörlük edenlerin akıbetleri başka nasıl olsundu ki?

Yeni Cumhuriyetimizin üzerinden 3 çeyrek asır geçti. Bu arada dünya, yeni bir cihan savaşına sahne oldu. Yine düşmana göre, Türklerin defteri öylesine dürülmüştü ki, bu savaşta hesaba bile katılmadık! Bu hali, cana minnet bilip demokrasi ile tanıştık.

Cumhuriyet döneminde Türk''e yeni ufuklar açan üç liderle tanıştık: Bunlardan birincisi M. Kemal Atatürk''tür.

Atatürk, İmparatorluğumuzun külleri üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti''ni kurmakla ünlü. Bütün bir milleti toparladı, teşkilatlandırdı, onlarla birlikte Kurtuluş Savaşı''nı kazandı. Devlet kurucusu bu muzaffer kumandanın yılları, yaraları sarmakla ve bir dizi devrimi gerçekleştirmekle geçti.

İkinci ufuk adamımız, demokrasi şehidimiz Adnan Menderes''tir. Onunla, demokrasinin nimetleri ile tanıştık. Yolumuz, suyumuz, ışığımız, paramız, pulumuz oldu. O, Cumhuriyeti demokratlaştıran mümtaz insan!.. Menderes, milletine sevdalıydı. Bedelini canıyla ödedi.

Türkün tarihine mührünü vuran, üçüncü ufuk adamımız ise Turgut Özal''dır. O da Türkiye''yi dünyaya açmakla ünlü.

Burada elbette ki bir tarih tezi işlemiyoruz. Vakıaların altını çizmekle yetiniyoruz.

Anadolu bozkırında şekillenen genç Türkiye Cumhuriyeti, kimsenin hayalini bile yapamadığı bir şekilde için için oluştu, boy attı. Dünyanın kabuğu çatlamış ve Komünist Blok''u yutmuştu!

Bölgesinde güçlü ve kudretli bir Türkiye yeniden hedef olmuştu. Düşman, kabile olarak kalacağımızı sanmış, bu amaçla hazırlamış oldukları planları suya düşmüştü! Yeni planlamada önce, Türk-Kürt ayrımı yapılarak birliğimiz ve dirliğimize kastedildi. 30 bin insan öldü; hâlâ kan akmaya devam ediyor. Bundan sonuç alamayacaklarını anladıklarında da yeni bir planı tatbik mevkiine koymak istiyorlar.

Laik-anti laik ayrımı yaparak, milleti birbiriyle ve devletiyle çatışma ortamına sokmak istiyorlar. Düşman, dışarıdan beceremediği şeyi, içeride bizi, şu veya bu şekilde birbirimize düşürerek başarmak istiyor. En sıcak ve en çarpıcı haliyle, 500 yıllık Türk yurdu Balkanlar ve özellikle Kosova da ibret olmuyorsa?! Kırklareli''ndeki göçmen kampına gidin sorun bakalım; devlet, bayrak, ezan, vatan, kâmil manada olmasa da hürriyet nedir? Alacağınız cevaba göre, bir muhasebeye girişin: Biz ne diyoruz? Ne yapıyoruz? Nelerle uğraşıyoruz? Haklı veya haksız olmak, bir milletin birliği ve bütünlüğü için ne ifade eder? Şu veya bu sebeple cepheleşmenin kime ne faydası var? Bizim niyetimiz, masum bir demokratik hakkın kullanımı deyip işin içinden sıyrılamazsınız! Demek ki, bu masumiyetinizi anlatamamışsınız veya yanlış anlatmışsınız, yahut da; yanlış anlaşıldınız diyelim!

Sebep olduğunuz şu ortam hoşunuza gidiyor mu? Hiç sanmıyoruz... O halde?..