Kaydet
a- | +A

Devlet, milletin teşkilatlanmış şeklidir. Yani milletin ta kendisi.. Devlet, milletsiz olamaz ama, dünya üzerindeki her milletin devleti yoktur. Demek ki, teşkilatlanabilme bir beceri işidir ve her milletin kârı değildir.

Türk milleti, tarihin derinliklerinden günümüze gelinceye kadar devletsiz kalmamıştır. Diğer milletler meyanında Türkler, devlet kurmada pek mahirdirler.

Üzerinde yaşamakta olduğumuz Türkiye''miz bir Cihan İmparatorluğu''nun bakiyesidir. Yağmalanmış, parçalanmış, yakılmış, yıkılmış, tarumar edilmiş koca Osmanlı İmparatorluğu''nun...

Osmanlı İmparatorluğu''nun külleri üzerinde yeşertilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti, içteki ve dıştaki bir kısım gafillerin sandıkları gibi yolda bulunmadı.

Ebedi Türk Yurdu''nun her karış toprağı şehit kanıyla yeniden sulanarak sağlandı bu oluş, yeşeriş ve yükseliş..

Türk milletinin bugün geldiği nokta, elbette bazılarının hoşuna gitmeyecektir. Çünkü o bazıları, topyekûn Türklük Âlemi''ni tarih sahnesinden silmek ve Türklüğü ademe (yokluk) mahkûm etmek için, asırlarca çırpındı, plan yaptı ve uygulama mevkiine koydu.

Ama, Türk''ün azim ve kararı, bağrından çıkarıp başına geçirdiği Atatürk gibi bir deha ve arkadaşları, milletiyle bütünleşerek tek yumruk, tek çığlık olmuş; düşmanların heveslerini kursaklarında bırakarak, genç Cumhuriyet Türkiyesi''ni tarih sahnesine çıkarmıştır.

Tuhaf insanlar var, Cumhuriyetçi kesilip, Osmanlı''yı tu-kaka eden, yahut Osmanlıcı kesilip Cumhuriyet Türkiyesi''ne iyi gözle bakmayan!..

Bakınız; Osmanlı Cihan Devletimizin 700. kuruluş yıldönümünü kutluyoruz. Bu hal, bizim tarihi mefahirimiz ve hakkımızdır. O mefahir ki, Batılı şarkiyatçıların tespit ve beyanlarıyla: "Siz Türkler, tarihinizle ne kadar övünseniz azdır. Zira o şanlı tarih sayfaları arasında, yüzünüzü kızartacak tek bir satıra rastlayamazsınız..."

21. Yüzyılın Bilim Çağında, dünü bugünle veya bugünü dünle çatıştırmanın kime ne faydası vardır? Hele, dünün kavgalarını bugüne taşımak akıl alacak iş değildir!

Tarihî olaylardan ibret alınır. Tarihî olaylara geri dönülmez!

Tarihin en şen''î katliamlarından birisi de, Peygamberler Peygamberi''nin torununun (Hz. Hüseyin r.a.) masum ve korumasız olduğu halde, aile efradıyla davet edildiği Kûfe''ye giderken uğradığı insanlık dışı vahşettir.

Adına "Kerbelâ" denilen bu yüzkarası olay, Kıyamet''e değin insanoğlunun kalbini kanatacak, gözünü yaşartacaktır.

Bu ve bunun gibi olayların yaşandığı tarihî hakikatlerdir, vakıalardır.

Biz, bunları okur, değerlendirir ve ibret alırız.

Ama, bazılarının yaptığı gibi, olayların siyasi boyutlarını günümüze taşıyıp, davasını, kinle gütmek insanlığa yakışmaz.

Bu konuda en güzel yaklaşımı İmam-ı Şafii Hz. sergilemiş ve demiştir ki: "Allahü teâlâ, bizim ellerimizi o kanlara bulaştırmadı. Biz, ne diye dillerimizi bulaştıralım?!.."

Tarihî ve sosyal hadiseler, onun bunun demesi ile değişiyor mu?

Türk''ün devlet sürecinde kimler geldi, kimler geçti...

Biz, günümüze ve geleceğe bakalım!

Aksi halde zaman tünelinde kalırız!

Cumhuriyet nesilleri olarak, mazimizi inkâr etmekle, karalamakla ancak Türk''ün düşmanlarını sevindiririz.

Yahya Kemal: "Ne harabiyim ne harabati; kökü mazide olan âtiyim..." diyerek; geleceği emin olarak kucaklamanın gereği olarak geçmişten güç ve kuvvet alınacağını vurguluyor.

Geçmişi inkâr, köksüz olmak ve haramzadeliktir. Geçmişi günümüze taşımaya kalkmak eblehlik ve zaman tünelinde kalmaktır.

Tarihimizle barışmak zorundayız. Realite, her şeyi olduğu gibi görmeyi gerektirir: Selçuklu Selçuklu idi, Osmanlı Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti de Türkiye Cumhuriyeti''dir.

Devlet-millet kaynaşması olmadan huzur ve istikrar beklemek safdillik olur.

Bu eğitime, bu uzlaşı ve hoşgörüye muhtacız!