21. yüzyıla hantal bir devlet yapısıyla girdik. Önümüzde iki seçenek var; ya bu hantallığı kabulleneceğiz ve dünyadan kopacağız, ya da bu hantallıktan kurtulup, dünyadaki yerimizi alacağız.
Talih yüzümüze gülüyor; tarihte görülmedik fırsatları önümüze çıkarıyor. Türk''ün tarihteki mehabetli yerini almaması için hiçbir sebep yok gibi. Ancak, bu tercihi bizim yapmamız gerekiyor.
Sayın Cumhurbaşkanı''nın, hukukçu cumhurbaşkanı kimliği ile söylediklerini bir an evvel kuvveden fiile çıkarmalıyız. (Siyasal yaşamımızın dokusuna çağdaş demokrasiyi, devlet yapımızın dokusuna da hukuk devleti ilkesini yerleştirmek görevimizi daha fazla geciktirmemeliyiz. Polis devletini çağrıştıran yapı ve uygulamaları terketmeden çağdaş toplumun gereksinmelerini karşılayamayız. Devlet, toplumda hukuku egemen kılmalıdır. Kimse hukukun üstünde değildir. Hukukun üstünlüğü herkesi bağlamalı...)
Cumhurbaşkanı, başında bulunduğu devletin olması gereken şeklini söylüyor. Ve şimdiye kadar, sadece adını telaffuz ettiğimiz demokrasinin içinin doldurulmasını istiyor. Bu halimizle artık, kendimizi bile kandıramıyoruz, değil dünyayı!..
İnsanlık, en güçlü polis devletlerini, komünist sistemde gördü. İki kutuplu dünyanın bir kutbunu süper güç olarak elinde bulunduruyordu. Yüzyıl dayanamadan çöktü. Ardına bıraktığı ise, ilkellik ve gözyaşından başka bir şey değildi.
Türkiye, hasbelkader demokrasi safında yer alarak, bu ilkellikten kurtulmuş olsa da, demokrasisinin içini çağdaş normlarla doldurmadığından, hâlâ kabuğunu kıramadı. Elli senelik demokrasi tecrübesine rağmen, hâlâ yalpalıyor.
Ekonominin yüzde 60''lara varan aslan payını elinde bulunduran, bizden başka bir demokratik ülke var mı yer yüzünde? Ekonomik yönden, Çin''den ve Küba''dan sonra, dünyanın üçüncü komünist ülkesi olarak biz kaldık!
Komünist Bloku on sene önce çöktü. Komünizmin boyunduruğundan kurtulan, on senelik hürriyetçi, demokratik ülkelere gidin ve görün; adamlar bu kısa sürede nerelere gelmişler? Eskinin izlerini, nasıl bir çırpıda silmişler?
Doğruyu görüp, karar vermişler ve karar doğrultusunda hızla yol alıyorlar.
Biz, bize kalsa idik, topyekun bir milletin geri kalmışlığından, gözyaşı ve ıstırabından beslenen tuzu kuru güruhu, asla hukuk devleti özlemi içinde olmazdı. Ellerinde bulundurdukları kudret ve ekonomik güçle, devlet de onlardı, hukuk da!..
Milletin ezilmişliği, horlanmışlığı, itilmişliği, fukaralığı ve hukuksuzluğu onların neyine? Gelir dağılımındaki adalet de ne imiş? Devlet denilen şey, paraya ve bankalara hükmeder!. Dilediğini vezir, dilediklerini de rezil eder! Ondan hesap sormaya kimlerin hakkı olabilir ki?!
Gelin görün ki, Devletin başı ondan hesap sorar oldu! Neden böyle oldu diye sormaya gerek var mı?
Üyesi olmaya can attığımızı (!) AB, üyesi olup altına imza koyduğumuz IMF soruyor ve sorguluyor da, biz neden sormayalım?

