Kaydet
a- | +A

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel''i ziyaretlerine gittiğimizde açıklamıştı; Türkiye Cumhuriyeti Devleti''nin varlığına kast eden, irili ufaklı 46 adet şer örgütü mevcut... Dünyanın hiçbir devleti için bu mikyasta bir tehlike söz konusu değildir. Bu durum, bizim dünyada ne kadar dostumuz (!) olduğunun aşikare bir delilidir. Zira, bu şer örgütlerinin hemen hepsi dışarıdan destekli ve himayeli.

Bu yüzden Türkiye, 17 senedir, adı konmamış bir savaşın içinde.. 65 milyonluk bir toplumun elinde avucunda olan bütün kazanımları, bu adı konmamış savaşa gitti. Gitmesi bir yana, bu yüzden toplum, gerekli transformasyonu bir türlü gerçekleştiremedi. Hep yerinde saydı. Yine bu yüzden, Türkiye''ye aleni düşmanlık yapan devletlere karşı koyamıyoruz! Neden mi? Ellerinde bizim yumuşak karnımızı hedef alan kozları var! Mesela; Rusya''ya karşı; Çeçen kardeşlerimizin hak ve hukukunu koruyamıyoruz. Bir avuç mücahidi, Moskof''a göz göre göre terk ettik. Çığlıklarını bile duymuyoruz! Duyamıyoruz! Rusya''nın elindeki PKK kartını oynamasından çekiniyoruz!

Avrupa''ya şirin görünelim diye, bölücübaşını ininde semirtmeye devam ediyoruz!

Peki, biz bu halimizle, yapmakta olduğumuz kavgada, haklılığımızı dünyaya nasıl anlatabileceğiz? Öyle ya; adama demezler mi, hem 30 bin masum insanın katlinden dem vuruyorsun, hem de bu kan gölünden sorumlu adamı besleyip duruyorsun! Suçlu ise, cezası nerede?

Eğer, 17 senedir işlenmekte olan bu suçlar cezasız kalacaksa, bu kavga niye? Hani; her seferinde, anlı şanlı devlet ve siyaset adamlarımızın dillerine pelesenk ettikleri, ''şehitlerimizin kanları yerde kalmayacaktır!'' sözü? Dereyi görmeden paçaları sıvamada üstümüze yok! Yunanistan, depremde insani yardımda bulundu diye, hemencecik can ciğer kuzu sarması oluverdik!

Ege''yi ve Kıbrıs''ı unuttuk!

Unutmadık da, Yunan''ın hizaya geleceğini sandık. İşin bundan da vahimi, hâlâ bu hülyada olan yetkililerimiz var.

İmdi ve şimdi; bir hususun altını samimi olarak çizelim ve birbirimizi kandırmayalım! Biz, bu Avrupa Birliği''ne girmekte samimi miyiz, değil miyiz? Peki, Avrupa Birliği''ne girmek isteyişimizdeki amacımız nedir? Avrupa''lı gibi insanca yaşamak değil mi?

Avrupa''nın dışında, dünyada insanca yaşayabilen devlet ve toplum yok mu? Var! Mesela bir Japonya, Avrupa Birliği''ne girerek mi insanca yaşayabilmeyi öğrendi? Ne münasebet!..

O halde, biz bu işi Avrupa Birliği''ne girmeden neden başaramıyoruz? Elimizi kolumuzu tutan mı var?

Var ki, Avrupa''nın normlarını, devlet ve millet hayatımızda bir türlü kuvveden fiile çıkaramıyoruz!

Devletle toplum birbirlerine rağmen olamazlar; birbirleri için olurlar. Olmak zorundalar.

Öyleyse ne duruyoruz? Avrupa, ister alsın ister almasın; neden tasa edelim?