Türkiye''nin, Türk insanının gerçek meseleleri ile; her gün konuşulan, tartışılan, kavgası edilen ve neredeyse kıyametler kopartılarak oluşturulan sahte gündemlerin, birbirleriyle hiç alakası yoktur. Milletin derdi ile Ankara''nın tasalanıp peşine düştüğü konular çok farklıdır. Diğer bir ifade ile, bu ülkede yönetenlerle yönetilenler ayrı telden çalmaktadırlar. Ve; millet sahipsizdir. Bu anlaşılmaz hal, tabii ki bugünün meselesi değildir.
Türk Cemiyeti, 150 senedir, meşguliyetle tedaviye tabi tutulmuştur adeta! Bu uzun zaman dilimi içerisinde, başa geçen 3-5 liderin şahsi gayretleri ve karizmatik kişilikleri, işleri bütünüyle rayına oturtmaya yetmemiş ve Türk insanı, çağını 100 sene geriden takip eder olmuştur. Tarih, milletlerin çeşitli şekillerde uyutulmalarına şahittir. Çinliler afyonla uyutulmuş; Çin dahil, geçen yüzyıl onlarca devlet ve millet, komünizm illeti ile uyutularak, ilkelliğe mahkûm edilmiştir. Bu hal, manayı ve bütün mukaddes değerleri bütünüyle unutup, inkar ve iptal eden emperyalizmin gerçek ve iğrenç yüzüdür. Maddeye esaretin tecellisi.. Putlaştırılan madde aleminde, bir avuç azınlık; vur patlasın çal oynasın şeklinde tepinirken, milyarla ifade edilen insan yığınlarında cari sistem; altta kalanın canı çıksın anlayışıdır. Türk coğrafyası ve Türk insanı, dün olduğu gibi bugün de emperyalizmin boy hedefidir. Emperyalizmin bize biçtiği kefen türü, sade suya tirit konularla uğraşmak, mütemadiyen gündemi saptırmak ve yığınla insanı cambaza baktırarak, saman altından suyu yürütmektir! Maddemizle ve manamızla sömürülmeye, daha ne kadar göz yumacağız? Bu elim gidişe dur diyecek babayiğit nerede? Rahmetli Özal''ı hatırlıyoruz; Türk''e oynanan oyunların idrakinde, ender şahsiyetlerden birisi idi. Ülkenin gerçek meselelerine eğilebilmek ve gereğini yapabilmek için, gündemde olmayan gündemi, bizzat kendisi belirlerdi. İncir çekirdeğini doldurmayan, netameli bir mevzuu ortaya atar, başta basın olmak üzere; gündemsiz gündeme teşne olan çevreleri, onunla meşgul eder, kendisi işine bakardı! Bu sayede, Türkiye''ye biraz nefes ve mesafe aldırabildi. Özal''dan sonra ise, eski hamam eski tas, yuvarlanmaya devam ediyoruz.
Bir ülke düşünün ki, asrın başlarında hangi konuları konuşuyor ve çözüm arıyorsa, asrın sonunda da aynı konuları konuşuyor ve çözüm aramaya çalışıyor! Ya bunlar, gerçekte sorun değil, biz gereğinden fazla abartıyoruz; ya da, bu gerçek sorunların üzerine gereği gibi gitmiyoruz, gidemiyoruz! Yoksa; dönüp dolaşıp ''bina okumaya!'' daha çok devam ederiz! İnsan, 40 gün bal yerse bıkar. Biz, 40 senedir, absürd gündemlerden bıkmadık!
Dolayısıyla, gerçek gündemimizdeki meselelerimizde bir arpa boyu yol alamadık. Zaman tünelinde kaldık; var mı bunun başka izahı?

