İstanbul Sanayi Odası, Türkiye''nin 500 büyük sanayi kuruluşunu açıkladı. Türkiye''deki ekonomik çarpıklığı, açıklanan bu 500 büyük şirketin tablolarında görmek mümkün.
İlk göze çarpan, her sene olduğu gibi, bu yıl da kamu (devlet) kuruluşlarının ilk üç sırayı paylaşması. Yani, devletçi olduğumuzu bir kez daha haykırdık! (TÜPRAŞ, TEAŞ, TEKEL)
İSO Başkanı Hüsamettin Kavi; uygulanan ekonomik politikalar yüzünden, sanayicilerin, üretip sattıkları ürünlerden kâra geçmelerinin imkansızlığını vurguluyor ve elinde parası bulunan herkesin faiz ve repoya yöneldiğini itiraf ediyor.
Kavi, daha da vahiminin, önümüzdeki ay resmen açıklanacak ikinci 500 büyük firmanın mali tablolarında olduğunu söylüyor: Zira, bu firmaların üretimleri - (eksi) 1,2 oranında zarar gösterirken, faaliyet dışı gelirlerin (faiz-repo vb.) toplam kâra oranı ise yüzde 87,7''ye yükselmiş durumda!..
Devleti yönetenler, adına reform diyerek çıkardıkları vergi kanunundan beklenen neticeleri elde edemediklerini görünce, dünyada yaşanan ekonomik krizle kanunun çakıştığını ve zamanlamasının yanlış olduğunu belirtiyorlar.
Ve kanunun birçok maddesini (şimdilik) iptal cihetine gidiyorlar.
Ama, hâlâ faiz kıskacında kıvranan sanayicinin halini görmezden geliyorlar. Binlerce esnaf kepenk indirdi, dev fabrikalar kapandı, on binlerce insan işten çıkartıldı.
Dünyadaki krizi ve içerideki yangını göremeyen ve gerekli tedbirleri alamayan yöneticilerin işi nedir Allah aşkına?
Dünyanın neresinde bizdeki faiz uygulanışı var? Sanayici, gelirlerini üretimden ziyade faiz gelirlerinden elde eder oldu. Türkiye, bu denli yüksek faiz politikaları yüzünden üretemez hale geldi. Hazırdan, risksiz faiz geliri elde etmek varken, kim, üretimin ve ürettiğini satmanın ve bunun yanında, işçiyle, sendikayla uğraşmanın sıkıntısına girer?
Faiz gelirleriyle elde edilen suni büyümeyle daha ne kadar kendimizi kandıracağız?
Hükümet, mali tablolar karşısında ürktü ve yabancı sermayeyi teşvik amacıyla Tahkim Kanunu çıkarmak istiyor. (Milletlerarası hakemi kabul etmek)
Çağ dışı kafalar bunun kapitülasyon olduğunu ileri sürüyor.
Halbuki, yurt dışında yatırım yapan Türk firmaları da, milletlerarası hakemi istiyor. Kapitülasyon, yabancı uyrukluların Türkiye''deki ticari faaliyetlerinin kendi ülkelerinin mahkemelerine antlaşma yoluyla bırakılmasıdır.
Tahkim''de ise, karşılıklı rıza ile tarafsız milletlerarası hakem söz konusudur.
Bir yandan AB''ye girmek için can atıyoruz! Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''nin kararlarına uyuyoruz: Öbür yandan, ticarette milletlerarası hakeme kapitülasyon diyoruz!
Bu nasıl mantıktır?
Türkiye''yi seneler senesi yerinde saydıran ve bir türlü sıçramasına fırsat vermeyen işte bu kafadır!
Bu kafa Batılıyım der, Batı''nın kokusunu bile duymamıştır?
Batı''nın hangi ülkesinde bizdeki faiz kıskacı var? Hangi Batı ülkesinde bizdeki enflasyon oranı var?
Bu, ne menem Batıcılıktır ki, Batı''nın ne kadar iyisi varsa hepsine kapımızı kapatmış ve Batı''nın ne kadar pisliği varsa hepsini buyur etmişiz!
Keşke, şahsiyetini müdrik Doğulu gibi kalabilseydik!
Özal''lı günleri hatırlayın!
Aynı kafa, Özal''ın almak istediği kararlarda da yeri göğü inletiyordu. Kapitülasyonlar yeniden getiriliyor diye bas bas bağırıyordu.
Aynı kafa, Arap turistleri gazete ve televizyonlarda kara mizah konusu yaparak ülkeden göndermeyi başardı. O günden beri, Arap turistler bir daha ülkemize gelmedi.
Kaybeden kim oldu?
İşin garibi, "çağdaş" geçinen bu kafanın içi, gerçekte zift doludur.
Dünyaya entegrasyonla ilgili kararları almadan önce, bu kafanın tespit ve teşhiri gerekir!

