Kaydet
a- | +A

Eskiden, mahkumların konulduğu hapishanelere ceza ve ıslahevi denirdi. Hâlâ daha, 18 yaşından küçük çocuk mahkumların konulduğu hapishanelere bu ad verilir.

Koğuş sistemine göre dizayn edilen bu mekanlarda ıslah olmak şöyle dursun, girenler daha da azgınlaşarak çıkarlar. Türk cemiyetinde kanayan bu yara seneler senesi görmezlikten gelindi. Hep, şu popülist politikalar yüzünden... Yani, hep millete şirin görünmek için... Eskiden, bu koğuşların ağaları olurdu ve o koğuş her şeyi ile o ağadan sorulurdu!

Anarşik suçluların artması ile birlikte, koğuşlar eğitim kamplarına dönüştürülüp paylaşıldı. Adi suçluların bulunduğu hapishaneler ise çete reislerinin hegemonyasına girdi. Her türlü kanunsuzluk ve ahlaksızlık hapishanelerde kol gezer oldu.

Dışarısı bile hapishanelerden idare edilir oldu! İdare, seyirci kalmakla yetindiği bu işi, zaman zaman çıkardığı aflarla halledebildiğini zannetti! Hapishaneler devlet kontrolünden çıkıp, ağızlarına kadar lebalep dolduğunda; daha açık bir ifade ile devlet ne zaman ki bunlarla baş edemeyeceğini anladığında, baş vurulan tek yol af oldu. Böylece, dışarısı ile içerisinin pek bir farkı kalmadı! Kendi halimizde kalsak, yine aftan başka bir şey yapabileceğimiz yoktu. Neyse ki, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi''nin, cezaevlerimizde 19-23 Ağustos 1996 tarihinde gerçekleştirdikleri ziyaret sonucu 11 Mart 1997''de kabul ettiği Türkiye Raporu''nda, koğuş sistemini beğenmeyip eleştirdi ve bu sistemin suç örgütlerinin iç dayanışmasını kolaylaştırdığı yorumunu yaptı. Komite, mahkumlar için bireysel oda, ya da daha küçük koğuşlar yapılmasının yararlı olacağını tavsiye edince, bizimkilere gün doğdu! Merhum Özal''a oda sistemli Eskişehir Cezaevini açtırmayanlar ve bu yüzden Özal''ı yerden yere vuranlar, aynı sistemin ürünü olan F tipi cezaevleri açmak için kolları sıvadı.

Bu kez de mahkumlardan ve mahkum yakınlarından ve adına TAYAD denen, insan hakları namına suret-i haktan gözüken bir örgütten tepki geldi. Nasıl gelmesin ki, bu sistemle eğitim kurumları ellerinden alınıyor, sürdürdükleri saltanata son veriliyor.

Bu hal, hangi örgütün veya örgüt militanının ve dahi çete mensubunun ve çete reisinin işine gelirdi? Gelmeyeceğine göre, bu denli çatlak seslerin çıkmasından daha doğal ne olabilir? Maalesef, hükümet kurulduğu günden beri affı, ağzında sakız ederek popülist bir yaklaşım içinde. Bundan cüret alan mahkumlar veya suça meyyal tipler gemi azıya almış haldeler! Öyle oldu ki, artık; içeridekiler değil, dışarıdakiler düşünceli ve endişeli! Nasıl endişeli olunmasın ki, Adalet Bakanlığı''ndan aldığımız resmi yazıya göre: 1.6. 2000 tarihi itibariyle, ülkemizde 558 ceza ve infaz kurumu bulunmakta olup, bu kurumlarda 72.523 tutuklu ve hükümlü barındırılmakta, bunlardan 61.377''si adi suçlardan, 11.146''sı ise terör suçlarından cezaevlerinde bulunmaktadır. Şu andaki mevcut kapasite 72.805 olup, cezaevi mevcudu ortalama olarak ayda 400 kişi artmaktadır. Bu, şu manaya gelmektedir ki, bugün itibariyle tutuklu ve hükümlülerimizi barındırabileceğimiz hapishanemiz yoktur! Bunca tutuklu ve hükümlü ne oluyor diye sormayın! Koğuş sistemindeki balık istifine devam tabii ki!.. Şimdi siz karar verin sevgili okuyucularım; yapımı sürdürülen, her türlü konfora haiz, Avrupa Birliği normlarında, oda sistemli F tipi cezaevlerine tamam mı, devam mı?