Kaydet
a- | +A

Fazilet Partisi''nin, yarın, sancılı bir kongre yapacağı anlaşılıyor. Sancının müsebbipleri, "gelenekçiler" diye bilinen eski kadrolar. Öyle anlaşılıyor ki, Fazilet Partisi, kendi anlayışının iktidara geldiği dönemdeki icraatlarının, 28 Şubat''a sebep olduğunu hâlâ anlayabilmiş değil! Çeşitli vesilelerle, kendilerinden sonra iktidara gelen siyasi partileri suçluyorlar. Bu cümleden olarak: -Meslek liseleri mezunlarının üniversitelere girişlerinin engellenmesini -12 yaşından küçük çocukların Kur''an Kursuna gidip, Kur''an-ı Kerim öğrenmelerinin kanunla yasaklanmasını.. Dillerine dolayarak, rakip partileri karalamaya çalışıyor. Partideki "yenilikçiler" ise, başkasını suçlamadan önce, kendi özeleştirimizi yapalım; bütün bunlara bizim siyaset anlayışımız, demeç ve tutumlarımız sebep olmamış mıdır, diye soruyor ve eski anlayışı sorguluyor! Anayasa ve kanunlara rağmen parti ve particilik olmaz.. Bunu en iyi Fazilet Partililer''in idrak etmesi gerekir! Çünkü, Anayasa ve kanunlara karşı partileşmenin, başlarına ne denli gaileler açtığı defaatle biliniyor! Türk siyaseti, bugün geldiği nokta itibariyle; ne sistem Fazilet Partisi''ni görmezlikten gelebilir, ne de Fazilet Partisi sistemi ve sistemin gerçeklerini!.. Siyasi parti kongreleri, parti genel başkanının ve yönetim kadrolarının belirlendiği ve tabandan güç aldığı geniş istişare platformlarıdır. Bizdeki anlayış ise, ben yaptım oldu şeklinde tezahür ediyor ve parti yönetimleri tabanı, tabanın sesini duymazlıktan geliyor. Dolayısıyla, parti iktidarda olsa bile, seçmen sükut-u hayale uğruyor. Elim kırılsaydı da, bu partiye oy vermeseydim pişmanlığı içine giriyor. Demokratik yapılanmamızın bizce en önemli eksiği de budur. Yani katılımcı demokrasiden yoksunuz. Millet için siyaset yapılmıyor, millete rağmen siyaset yapılıyor. Bu anlayışla biz, galiba Avrupa Birliği''ne girişin yalnızca dedikodusunu yapıyoruz! Birliğe girmek gibi samimi bir gayretimiz yok!

Başta, siyasi partilerimizde bu irade yok! Eğer olsaydı, Anayasa ve kanunları, Avrupa Birliği normlarına uygun hale getirmek için bir çabanın içine girerlerdi. Yarınki Fazilet Partisi kongresini ibretle izleyeceğiz! Yalnız Fazilet Partisi değil, bütün partilerimizde aynı anlayış hakim. Bir gazeteci, Oğuzhan Asiltürk''e soruyor: "Kongre sonrası, Fazilet Partisi''nde bir bölünme olur mu?" Asiltürk cevap veriyor: "Bu, tamamen Abdullah Gül ve arkadaşlarının tutumuna bağlı!.." Hazımsızlığı görüyor musunuz? Abdullah Gül, genel başkanlığa adaylığını koydu ve onu bir kısım milletvekili ve partililer destekliyor diye; (Abdullah Gül ve arkadaşları!) oldu!.. Kim kazanırsa kazansın, partimizin bütünlüğü aynen devam eder, Fazilet Partisi, kongreden güçlenerek çıkar diyemiyor. Yani; biz kazanırsak, meşru, başkaları kazanırsa tu-kaka! Şu anlayışa bakın! Partinin bölünmesi pahasına, daha dün yan yana oldukları arkadaşlarının yönetimde yer almalarına tahammül gösteremiyorlar. "Partinin bölünmesi onların tutumuna bağlıdır!" sözü başka hangi manaya gelir ki? Abdullah Gül ve arkadaşları kazanır veya kaybeder; bu önemli değil. Önemli olan, "Gelenekçilerin" Abdullah Gül ve arkadaşlarına bakış açısıdır. Demokratik teamül ve tahammüldür mühim olan. Bunun yokluğu, şimdilerde Fazilet Partisi''nin, gelecekte de diğer partilerimizin başını ağrıtacaktır.