Kaydet
a- | +A

Şiddetli sarsıntının üzerinden yalnızca bir gün geçmişti. 17 Ağustos sabahı, günün ilk ışıkları ile beraber, şehirlerin üzerindeki siyah şal kalkmış, dehşet görüntüleri bütün çıplaklığı ile gözler önüne serilmişti. Dehşetle sarsılan millet, fert fert kendi derdine düşmüş; yaşadığına emin olanlar, çoluk çocuklarının ve yakınlarının yardımına koşuyordu. İlk iki gün, herkes kendi derdiyle başbaşa idi. Trafik kilitlenmişti; ne bir yere gidilebiliyor, ne de bir yerlerden felaket bölgelerine ulaşılabiliyordu. Elektrikler, sular ve telefonlar kesikti. Şokta olan milletin, sinirleri gerilmiş, benizleri atıktı. Artçı sarsıntıların ardı arkası kesilmiyordu. 3. günden sonra Sögütlü ilçesine (Adapazarı''nın merkezine 15. km.) elektrik verildi. Maksudiye Köyü ile Söğütlü arası 7 km. olmasına rağmen, elektrikten nasibini alamamıştı. Saat 20.00 sularında, komşu Kurudil Köyü''ne gittik. Orada elektrik vardı; amacımız televizyondan haberleri dinlemekti. Arabamızla üç dakikada Kurudil''e vardık. Aziz dostum Musa Aydın öğretmen, her zamanki düşünceli tavrıyla bizi bekler gibiydi. Selam ve hoş-beşten sonra iki dakika geçmemişti ki, kayınbiraderim Yusuf Özer, yıldırım gibi kahvehaneye daldı ve: -Haydi gidiyoruz! Köyü su bastı! Sakarya nehri boyunca dizili bu köyler, su baskınlarına yabancı değildi. Özellikle Sakarya nehrine bent yapılmadan evvel, nehir taşar ve köylerin yerleşim yerleri olan ovalar su ile dolardı. Halk da, sular çekilinceye kadar dağlarda veya yüksek yerlerdeki komşu köylerde ikamet ederdi. Günlerdir uykusuz, depremin şokuyla ve zifiri karanlıkta yaşayan, tedirgin bu insanlara bir fısıltı yetti de arttı bile!.. Sözde; mahalli bir radyodan, barajın patladığı, Sakarya nehrinin taşıp civardaki köyleri suların bastığı anons edilmişti. Bu haber, yıldırım hızıyla tüm köylere uluştarılıyor, haberi duyan her kimse, en ufak bir muhasebeye girişmeden, sormadan, etmeden (hem nereye, nasıl sorabilecek ki?) canını kurtarma gayretiyle kaçışmaya başlıyor. Köyün yoluna girdiğimizde gördüğümüz manzara dehşetti. Maksudiye ile Kurudil arası 3. km.lik yol, Bağdat Caddesi''ni andırırcasına, peş peşe dizilmiş vasıtalarla doluydu. Kamyonlar, traktörler, minibüsler, binek otomobilleri hatta sürü sürü hayvanlar!.. İnsanların gözleri faltaşı gibi açılmış, arkalarından kovalayan ölüm alevinden kaçarcasına koşuşturuyorlardı.

Köy istikametine doğru gittiğimizi görenler, şiddetle bizi ikaz ediyor, geri dönmemizi istiyorlardı. İyi de, çoluk-çocuğumuz oradaydı ve herşeye rağmen gitmek zorundaydık. O, üç km.lik kısacık yol, bitmek bilmedi! Köye girdiğimizde, ölüm sessizliği ile karşılaştık! Kadını, erkeği, çocuğu, yaşlısı, genci bütün bir köy halkı, 7 dakika içinde intikal edip, köyü boşaltmıştı! Birçok evde ocaklar, mumlar ve çeşitli aydınlanma araçları yanıyordu. Her an, her evde yangın çıkabilir; yangına müdahale edebilecek insanlardan eser yoktu. Bizimkiler dahil, köyde kimsecikler yoktu. Köye 500 m. mesafeden akmakta olan nehir tarafına bakıyoruz, herhangi bir anormal durum gözükmüyordu. Tekrar Kurudil''e döndük. Birisi, arkadaşına: -Yahu! Suyu gördün mü? -Görmedim ama, arkamızdan geliyordu, sesini duyuyorduk, Zor kaçtık! Bir diğeri: -Suyu topuğumda hissettim. Kendimi romörka zor attım! Bir başkası: -Kaçın, su geliyor feryatları karşısında dikkatlice dinledim; evet o duyduğum su sesiydi ve üzerimize doğru geliyordu! Neden sonra, jandarma gelip anons yaptı: -Su taşması diye birşey yoktur! Provokatörler yakalanmıştır! Herkes evlerine dönsün! Meğerse, Sakarya nehri boyundaki bütün köyler, aynı metotla boşaltılmış ve müthiş hırsızlık olayları cereyan etmiş.. Daha beteri de olabilirdi. İşte; iletişimin olmayışı bu ve bunun gibi akla hayale gelmedik olaylara sebep olabiliyor. Ve güç (otorite) sizden çıkıyor; fısıltının oluyor.

Sevgili okuyucularım; Eylül ayı süresince senelik izne ayrılıyorum. Adapazarı''nda bulunacağım. Tekrar buluşmak ümidi ile...

F.B.