Çok büyük bir aksilik ve radikal bir değişiklik olmazsa, 10. cumhurbaşkanını bugün seçiyoruz. Devletin en üst makamına, ilk defa bir hukukçuyu oturtturuyoruz. Vatana ve millete hayırlı olsun.
Avrupa Birliği yolundaki Türkiye''nin böylesi bir oluşuma ihtiyacı vardı. Hukuk adamlarını, biz, hep bürokrat olarak tanıdık. Hakimler, görevleri gereği pek konuşmazlar. Konuşmamalıdırlar da. Sayın Ahmet Necdet Sezer de, görevi gereği çok az konuşan bir kişi. Dolayısıyla Türk toplumu onu yakından tanımıyor.
Onu, başında bulunduğu hukuk kurumunun yıl dönümlerinde yaptığı konuşmalardan tanıyoruz. Hepsi o kadar.
Önümde, onun 26 Nisan 1999''da ve 25 Nisan 2000''de, Anayasa Mahkemesi''nin, 37 ve 38. kuruluş günlerinde yapmış olduğu açış konuşmaları var. İnsan hakları konusunda en çok muhtaç olduğumuz ve Avrupa''ya her gittiğimizde ve çeşitli uluslararası platformlarda yüzümüze çarpılan ve insan onuru ile asla bağdaşmayan fikir ve ifade hürriyeti üzerinde durmuş.
Bu konudaki ilkelliğimizi haykırmış. Bu cümleden olarak, bakınız ne diyor Sn. Sezer; "...Türkiye, insan hakları alanında evrensel normlara uyum sağlamak için Anayasa ve yasalarda gerekli değişiklikleri yapmak zorundadır. Düşünceyi açıklama özgürlüğü ile bağdaşmayan yasa kuralları değiştirilmelidir. Anayasa ve yasalar, özgürlüğü engelleyen ögelerden arındırılmalı, özgürlük alanı genişletilmelidir. Düşünce özgürlüğü alanında, demokratik değerlere yer verilmelidir.
Örneğin, 2098 sayılı Dernekler Kanunu, 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kurumu Kanunu, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu, 2822 sayılı Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Kanunu, 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemesi''nin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, 1402 sayılı Sıkı Yönetim Kanunu, 5680 sayılı Basın Kanunu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu, düşünceyi açıklama özgürlüğüne aykırı kurallar içermektedir. Öte yandan, bu yasalarda öngörülen kimi suçların ögeleri, kesin ve belirgin olmayan, kişiye ve zamana göre değişen, göreceli kavramlarla belirtildiğinde suç olanla olmayan eylem saptanamamaktadır. Böylece bu suçlar, ayrıca Anayasa''nın 38. maddesindeki (suçların yasallığı) ilkesine de aykırılık oluşturmaktadırlar. Ancak, bu yasaların büyük bölümü 12 Eylül 1980''den sonra çıkarılmış ve değiştirilmiş olduklarından Anayasa''nın geçici 15. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, Anayasa''ya uygunluk denetimi yapılamamaktadır. Bu nedenle, özgürlükler önündeki yasal engelleri aşma çabasında olan Anayasa Mahkemesi kararları ile sorunun çözülmesi olanağı bulunmamaktadır. Düşünceyi açıklama özgürlüğünün tam olarak sağlanabilmesi için bu yasalarda içeriği demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun değişikliklerin yapılması zorunludur.
Toplumun ilerlemesi, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli olan düşünceyi açıklama özgürlüğü, demokratik toplum temellerinden biridir; özgürlükçü ve çoğulcu demokratik düzenin kurucu ögesidir. Bu niteliği gereği, sınırlamaya en az elverişli özgürlükler arasında yer almaktadır. Eylem çağrısı yapmayan, eyleme yönelmemiş soyut düşünce açıklamaları suç sayılmamalıdır..."
Bugüne kadar, lafı edilen ve bir türlü kuvveden fiile çıkarılamayan fikir ve ifade özgürlüğüne de, inşaallah, ömrü hak ve hukuk mücadelesi ile geçmiş sayın Cumhurbaşkanımızın devrinde kavuşuruz.

