Kaydet
a- | +A

Üç asırlık Avrupa''lılık maceramızı, ne biz kuvveden fiile çıkarabildik ve ne de Avrupa''lılık halimiz Avrupa ülkelerince tescil edilebildi.

En son 10 Aralık 1999''da gerçekleşen Helsinki kararları ile, Türkiye''nin yolu daha da daraltıldı.

Türkiye''yi idare iddiasında bulunanların affedilmeyecek günahları; alınması gereken kararları ve yapılması gereken hususları, kendileri kendi insanları için değil de dışarıdakilerin arzuları istikametinde yerine getirmeye çalışmalarıdır.

Bu anlaşılmaz hal, göz göre göre teslimiyetten başka ne ifade eder ki?

Bu hali, herhangi bir Afrika devletine tatbik etmek mümkündür. Bunu anlamak da...

Ama; Türkiye gibi, Avrupa normları denilen insan hak ve hürriyetlerini bütün dünya insanlığına tattırmış bir milletin evlatları, bu durum karşısında hicap duyuyor.

Siyaset bilimi, öngörü sanatıdır. Yani, istikbalde muhtemel olacakları önceden kestirmek ve ona göre tedbirler almak...

Aksi halde zilleti yaşarsınız. Bunu hak edin veya etmeyin size bu hali yaşatırlar!

İşte, bakın; 30 bin kişinin kanından sorumlu, bağımsız mahkemelerce yargılanıp ölüme mahkûm edilen Öcalan''ı asamıyoruz. Astırmıyorlar ve asamıyacağız!..

Yanlış anlaşılmasın, biz illa ki asılsın demiyoruz.

Asılmayacaksa bile bunun kararını biz verelim, başkaları bizim adımıza değil...

Efendim; dünya, küreselleşme sürecinde... Yakın bir gelecekte ülkelerin sınırları da olmayacak, bakınız; şimdiden liberal ekonomi sınır tanımıyor...

Artık egemenlik kavramına yeni manalar yüklememiz gerekiyor. Eski anlayıştaki egemenlik, bugün için söz konusu değil...

Ortaklıklar, ortak menfaatler sözkonusu...

Bilmiyoruz ama; Karl Marks''ın rüyası da bu idi. Bütün dünya insanlığı Sosyalizm Cennetinde yaşayacaktı. Onda da sınırlar kalkacak, hürriyetlerin önündeki bütün zincirler kırılacaktı.

Sonunu hep birlikte gördük

Şimdi de Liberalizm hülyaları kurulup, onun rüyası görülmek isteniyor. Herşey hayalden ibaret olsa iyi de, yüzyüze yaşadığımız bu gerçekleri ne yapacağız?

Yarın, Avrupa, şu veya bu sebeple üniter devlet yapımızı tartışmaya açarsa ne yapabileceğiz?

Bir yere kadar; orda dur diyorsanız, biz de aynı şeyi söylüyoruz. O halde gelin bunun adını koyalım!

Onlar, şunu şunu istiyor diye, emre amade olmayalım! İnisiyatifi dışımızdakilere bırakmayalım!

Nasıl olsa, Avrupa normları belli; üstelik bu normların birçoğu bizim Avrupa''lıya öğrettiğimiz değerler..

Kendi insanımızın refah ve mutluluğu için bütün bu kararları alalım ve Avrupa''lı bize yeni bir şey dikte etmeye kalkışmasın. Kalkışamasın...

Bütün bunların dışında, bizim istemediğimiz ve bizim aleyhimize olabilecek bir talebe de dur diyebilelim.

Hep düşünmüşümdür, acaba neden Türkiye''de bütün kesimler AB''ye evet diyor. Daha dün bu eveti dillendiren ve isteyen çok küçük bir azınlık iken bugün bu umumî kabul nedendir?

Her halde çok iyi idare edildiğimizden, insan hak ve hürriyetlerinin kâmil manada ülkemizde bulunmasından değil...

Hastanede, pastanede, karakolda, sokakta, okulda, fabrikada, büroda, hatta ve hatta tarlada, evet tarlada çile çeken ve bir türlü ümit ışığı görmeyen millet, topyekun çareyi bunda buldu ki, yeter artık diyor! Siz olmayın da kim olursa olsun!

Yeter!..