Kaydet
a- | +A

İşte; 21. asra damgasını vuracak prensip: İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü... CMUK''u çıkardık, yine olmadı. Türkiye, hâlâ insan hakları ihlallerinin yapıldığı bir ülke... Bu yüzden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''nde mahkûmiyet üzerine mahkûmiyet alıyoruz. 1950 senesinde çıkartılan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi''nin altında Türkiye''nin imzası var. Avrupa ve Batı, 50 sene önceki bu hak ve hürriyetleri yetersiz buluyor ve daha ileri adım atmanın gayretinde iken; Türkiye, maalesef hâlâ 1950''lerde taahhüt ettiği vecibeleri yerine getiremiyor. Bizde hâlâ devletin dayatmacılığı sözkonusu. Akit Gazetesi yazarı Hasan Karakaya''nın başına gelenleri ibretle takip ettik. Aynı anlayış, daha önce de gece yarısı, kolluk kuvvetleri ile Merve Kavakçı''nın kapısına dayanmıştı. Ve oradaki hukuk ihlali, başka bir hukuk ihlali ile önlenebilmişti! Yani kambur üstüne kambur! 208 sene mahkumiyet istemi ile yargılanan içerdeki bir adamın ihbarı üzerine tutuklandı Hasan Karakaya... Neymiş efendim? Yüzleştirilecekmiş!.. Bakınız hukuk otoriteleri ne diyor? (Av. Burhan Apaydın): "Aleyhine teşhis yapılan kişi hakkında açılmış kamu davası bulunmadığından, teşhis yoluna başvurulması yasaya aykırıdır. Kendisine "sanık" sıfatı dahi verilmezken, savcının istemi üzerine yüzleştirme yoluyla teşhis yoluna gidilmesi görev ve yetki dışı bir durum oluşturmuştur. Kaldı ki, kendi gazetesinde yazdığı yazılarda resmi de yayınlanan bir kişiyi, birkaç kişi arasına sokularak yapılan teşhis, asla yasal bir delil niteliğinde değildir. Aksi halde, herkes, her an ilgisi olmadığı halde bir başka kişinin teşhis yoluyla suçlanma korkusu altına girer. Anayasa ve Ceza Usûl Yasası''na aykırı olarak yapılmış olan teşhis tutanağı, TCK''nın 254. maddesi ikinci fıkrası gereğince hukuken geçersizdir ve suçlanan kişi aleyhine hükme esas tutulacak bir delil olarak kabul edilemez."

Prof. Dr. Çetin Özek: "Hakkında dava açılmamış bir kişi teşhise tabi tutulamaz. Hatta, hakkında dava açılsa bile, teşhis edilen kişinin kamuya deşifre edilmemesi gerekir." Suçlanan kişi, velev ki o suçu işlemiş olsa bile, uygulama bu şekilde olmamalıdır. Adana''da da polis, yanlış bir adrese baskın düzenleyerek infaz yaptı. Peki, hukuk devleti nerede? Hasan Karakaya köşe yazarı ve her gün köşesinde fotoğrafı yayınlanıyor. Adresi belli. Üstelik, sarı basın kartı sahibi bir gazeteci. Hakkında bir suç isnadı varsa bile, onun araştırılma yöntemi gizli ve medenî (insana ve insanlığa yaraşır) şekilde yapılmalıdır. Olayın başından itibaren basını takip ettim. Basın, Hasan Karakaya olayında yüzakı bir sınav vermiştir. Hasan Karakaya''nın düşmanları bile olayı tasvip etmek şöyle dursun, yerden yere vurdular. Hatta, "Cumhuriyet''i önce Cumhuriyetçi geçinenlerden kurtarmak" lazım geldiğini söylediler. Hasan Karakaya''ya olan öfkesinden "...Karşılaştığımızda ağzını, burnunu kırmak isterim. Ama yapmam" diyen Fatih Altaylı bile, olayın cereyan tarzını eleştiriyor ve korkusunu dile getiriyor: "Bu şekilde davranmakla bu adamları kahraman mı yapmak istiyorsunuz?" diye soruyor! Öte yandan, Hıncal Uluç, Hasan Karakaya''nın bir çeteci tarafından teşhisi ile gözaltına alınmasını, kuzeni Ahmet Taner Kışlalı''nın Akit Gazetesi''nde teşhir edilip suçlanmasına rağmen, eleştiriyor ve "Qua Vadis?" nereye, diye soruyor! Sahi, nereye?