İşçi-memur günlerdir sokakta.
Bugün, geniş katılımlı bir gösteri yapıyorlar. Eğer, hükümet geri adım atmazsa, eylemler, yurt genelinde yaygınlaştırılacak.
Bunlara sebep, tartışılmakta olan ve Başbakan Ecevit''in, 58-60 olarak öngörülen emeklilik yaşından geri adım atmayız dediği ve iflasın eşiğine gelmiş Sosyal Güvenlik Sistemini yeniden düzenleyen kanun...
Kanun taslağını, Sosyal Güvenlik Bakanı Sn. Yaşar Okuyan bize de gönderdi. Taslağı enine boyuna inceledik ve gördük ki, taslak, hükümetin baştan vadettiği "Müktesep haklar korunacak" ilkesini ihtiva etmiyor!
Elbette ki, Sosyal Güvenlik Sistemi, emeklilik yaş hadlerinden ibaret değil.
Kanun taslağı; emeklilik yaş ve maaş bağlama usulünden, kaçak işçi çalıştırmayı önleyici tedbirler ile işsizlik sigortası sistemine kadar bir dizi düzenlemeyi amaçlıyor.
Bakan ve hükümet, sistemin tıkandığını ve acil tedbirler gerektiğini söylemekle yerden göğe kadar haklılar.
Anlamakta zorluk çektiğimiz husus şudur: Şimdiye kadar toplanan Sosyal Güvenlik Fonları ne oldu? Bunları çar-çur eden siyasetçilerden neden hesap sorulmaz? İşçi ve işveren kesiminin bu kanunla memnun olmadığı görülüyor. O halde bu kanun kimi memnun edecektir?
Anayasa''da ifadesini bulan "sosyal devlet" ilkesini ne denli hayata geçirebildiğimiz, SSK Hastanelerinden belli oluyor!
Duvara tosladık, yeniden popülist politikalar üretebilecek hal ve mecal kalmamıştır diye feryat eden politikacıların, kanunu dayatmasından sonra da, toplanan paraları çar-çur etmeyeceğini kim garanti edebilir?
Öyle ya; kanunda Özel Sosyal Güvenlik Sisteminden bahis bile yok. Yani primleri yine devlet toplayacak ve fonda biriken paranın tasarrufu yine hükümetlerin elinde olacak
Zorunlu Tasarruf kesintileri ne yapıldı ki?
Kanunun işsizlik sigortası yönü de güven vermiyor!
Mesela; 20 sene prim ödeyen bir işçi şu veya bu sebeple 17. maddeye tabi tutulup işten çıkarılınca veya kendi isteği ile işi bırakınca, işsizlik sigortası fonuna 20 sene ödediği paradan hak sahibi olamıyor!
Sistemi elinde bulunduran devlet, bir yandan özel sosyal güvenlik sisteminin önünü açmazken, diğer yandan da, hak sahiplerini mağdur etmek gibi bir garabetin içine düşüyor!
Öyle anlaşılıyor ki, devlet, ekonomi patronluğunu elinden çıkarmaya niyetli değil.
Yeni Sosyal Güvenlik Kanunu ile, çayın taşı ile çayın kuşunun vurulması hedefleniyor ancak, şu bir gerçek ki, Özal''dan sonra onu anlayacak politikacı bile kalmamış.
Onun başlattığı "Serbest teşebbüs hürriyeti"nin önündeki engeller bir türlü kaldırılamadı. Kaldırılamadığı gibi, 17 ay önce çıkarılan Vergi Kanununa konan (çok şükür şimdilik vazgeçilen) müteşebbisi ve sermayeyi ürküten maddeler yüzünden ekonomi felç oldu.
Yaz-boz tahtasına çevrilen ekonominin faturası hep bu fukara millete çıkarılıyor.
Millet, evvel emirde kendi temsilcilerinden (milletvekillerinden) özveri bekliyor.
Milletin temsilcileri iyi örnek olamadıkları ve dün ak dediğine bugün kara dediği için bir güvensizlik doğmuştur.
İdare, önce kendisi güven vermeli, ondan sonra fedakârlığı milletten beklemeli...

