ANAP lideri Mesut Yılmaz, geçen haftaki grup toplasında önemli açıklamalarda bulundu. Herkes, bu konuşmanın, gündem saptırmak amacıyla yapıldığını düşündü ve pek üzerinde durulmadı. Mesut Yılmaz, kendisini Yüce Divan''a göndermek isteyen siyasi partiye, sözde gönderme yapmak ve itham etmek amacı güdüyordu! Mesut Yılmaz''ın neyi düşünüp bu konuşmayı yaptığı önemli değil; önemli olan, iktidarda bulunan bir siyasi parti liderinin ne dediğidir. Yılmaz, o konuşmasında şöyle diyordu: ''Türkiye''de, Avrupa ile bütünleşmekten rahatsız olan çok geniş bir yelpaze vardır. Varlıklarını Türkiye''nin her anlamda içe kapanmasına bağlayanlar, bu yapılar içerisinde en tehlikeli grubu oluşturmaktadır. Birilerinin Kopenhag ve Maastricht Kriterleri''nin adını bile duydukları zaman uykuları kaçıyor. Türkiye''nin bu kriterleri hayata geçirmesiyle varlıkları veya haksız bir biçimde elde ettikleri güçleri ortadan kalkacak olanlar vardır. Bu mihrakların, söz konusu kriterlerin hayata geçmemesi için her türlü yola başvuracağının sinyalleri verilmiş durumdadır.'' Ülkemizde, görünürde Türkiye''nin Avrupa Birliği''ne girmesini istemeyen yok gibi.. Ama; gerçek öyle mi? Türkiye, Avrupa Gümrük Birliği''ne girerken de, mahut gruplar, hop oturup hop kalkmıştı!
Merhum Özal''a kadar Türk toplumu içine kapalı yaşatıldı. Kendilerine ilerici süsü veren gerçek bağnazlar, Avrupa''nın sadece lafını edip, asla icraata geçmediler. Dünyadaki ilmi, teknolojik ve siyasi değişim ve terakkiden habersiz yaşadılar. Onların tuzu kuru idi. Zira, ürettikleri karasabanlarına, mebzul miktarda müşteri bulmakta zorluk çekmiyorlardı! Milletin belleğinde de Avrupa''nın adı var, sanı yoktu! Millet, iletişimden yoksundu. Ne özel televizyonlar vardı, ne internet.. İdarecilerimiz, Paris Şartı''ndan, Helsinki Sözleşmesi''nden dem vuruyor ancak; bütün bunlar seçim öncesi vaatler cümlesinden, adeta suya yazılıp, havaya söyleniyordu! Bunları dillendirip iktidar olan partilerin, hiçbirisinin parti ve hükümet programlarında, bahsedilen konulardan tek satır bile yoktu! Zaten, bu güruhun, hafıza kaybına uğrattıkları bu toplumda tek güvendikleri; insanın nisyan (unutmak) ile malûl olması idi!
Aaha dün, on sene önce; komünizm belasından kurtulan ve onlarca senedir ilkel hayat süren toplumlar, bugün nerelere geldi? Gidip bir bakın! Hangi teknolojiyi yakaladılar ve bu toplumlar hangi sosyal ve ekonomik seviyededir! Gidip bir görün! Biz neredeyiz? Avrupa Biliği''ne nasıl gireceğiz? Bizi, Topluluğa sokacak bu Parlamento ve bu siyasi partiler değil mi? Peki; hangi siyasi partimizin programında, bu iş için tek satır var? Hangi siyasi teşekkülümüz, seçimler öncesi dillerinden düşürmedikleri Avrupa normlarına uyum için kanun teklifi hazırladı?
Madalyonun öbür yüzüne, Avrupa cephesine bakıldığında da, hayra yorabileceğimiz bir rüya görülmüyor! Karşılıklı bir çifte standart anlayışı içinde, Türk toplumuna habire zaman kaybediliyor.
Avrupalılar ne istediğini bilmediği gibi, bizimkiler de ne yapmamız lazım geldiğinin şuursuzluğu içindeler! Nasıl mı? Lütfen yarınki yazımızı okuyun ve ibretle, hem bizimkilere ve hem de Avrupalıya bakın!

