Kaydet
a- | +A

İmralı''dan beklenen karar çıktı ve Türkiye''de hakimler olduğu bir kere daha anlaşıldı.

Muhakeme safahatı esnasında görüldü ki, Öcalan, ipinin çekilmesini kimseye bırakmadan kendisi çekti!

Hakkındaki iddianameyi, irdelemeden ve hukukî bir savunma yapmadan olduğu gibi kabul etti. Hatta belirtilen cürümleri az bile buldu.

Yapmaya çalıştığı müdafaasının iki boyutu vardı. Birincisi, tavırları ile alakalı psikolojik yönü; diğeri de müdafaasının muhtevası ile ilgili...

Öcalan''ın tavrı, bir liderden öte adeta bir zavallıyı sergiledi. Terör örgütlerinin kurallarına göre, yakalanan militan, isterse yönetici kadrosunda bulunsun, o andan itibaren, siyaseten ölüdür.

Öcalan da yakalandığı andan itibaren, örgütün gözünde "ölü" idi. Ancak Öcalan, hainin merdi bile olamadı.

Zaten tarihte, hainlerden ayakta ölebileni çok azdır.

Öcalan''ın o zavallı tavırlarının yanında, müdafaasında sergilediği; daha doğrusu ölü bir çetebaşına yaptırılmak istenen şey, PKK''nın siyasallaşması idi.

Bunun için çırpınıp durdu. Kendince bütün tavizleri verdi. Dağdaki eşkıyayı indirebileceğini ileri sürdü. Hata yaptıklarını, dışarısının oyununa geldiklerini ve ayrı bir devlet fikrinin çok yanlış ve yersiz olduğunu defaatle vurguladı.

Bu şekilde hareketle, kelleyi kurtarabileceğini ve örgütü yasal zemine çekebileceğini zannetti!

Şehit yakınlarından ziyade devleti hedef aldı. 30 bin insanın katli için, sadece özür dilemekle yetindi!

Mahkemeye hesap vermek yerine, ağa babalarına siyasi mesaj vermeyi yeğledi.

Oyunlarının hiçbirisi tutmadı ve hakkında idam kararı verildi.

Kararın ardından Avrupa''dan beklenen tepkiler geldi. Ve görüldü ki, asrın başlarında Avrupa ne idiyse bugün de aynı idi. Türk''e ve Türk Devleti''ne bakış açılarında en ufak bir değişiklik söz konusu değildi.

Ve bilinen, her zamanki küstahca tavırlarını peşpeşe sıraladılar: Yunanistan, kararı kınarken, Fransa, İtalya, Almanya, İngiltere vb. infazın durdurulmasını istedi. Daha da ileri giderek "astırmayız!" demeye yeltendiler! Bahaneleri, AB ülkelerinde idam hükmünün bulunmayışı ve Türkiye idam kararını uyguladığı takdirde, AB ile olan ilişkilerinin zora gireceği şantajı idi.

Avrupa''nın derdi, Türkiye''yi AB''ye almaktan ziyade onu parçalamaktır. Türkiye''yi, hızla Yugoslavya sürecine sokmaktır.

Türkiye, bu kararı almakla adaleti teminle birlikte; dost, düşman bütün dünyaya güç ve kararlılığını göstermiştir.

Bağımsızlığına gölge düşürülemeyeceğini haykırmıştır.

Avrupa, istediği kadar yırtınsın; tarih boyu biz Türkler, bu netameli coğrafyada az mı Öcalanlar gördük?

Bugün hangisinin esamisi okunuyor?

Bize düşen, dirlik ve düzenimizi koruyup güçlü kalabilmektir. Avrupa''nın ve bütün dünyanın anladığı tek lisan güç ve kudrettir.

Zaten, bu netameli coğrafyada başka türlü yaşanmaz. Hele Rusya''nın çöküşünden sonra, Türkün ufku, Ortadoğu''nun yanı sıra, Kafkaslar, Orta Asya ve Balkanlar''da da açıldığından, tüm dünyanın odak noktası haline geldik.

Medeniyetin nimetlerinin kesiştiği bu kavşak noktasında, dün olduğu gibi bugün de Türk''e rahat uyku yoktur.

Asılsın mı, asılmasın mı tartışmaları kuru gürültüden ibarettir.

Öcalan''ın asılmayışını barış (!) için fırsat bilmek ve hatta daha da ileri giderek, bu hali samimi bir duygunun tezahürü olarak algılamak, vatan ihanetinden öte mana taşımaz!

Hangi hukukta ve ne zamandan beri vatan hainleri bağışlanır oldu?

Hem, buna kimin ve ne derece hakkı var?