Türkiye''de kimin, neye ve nasıl güvenip güvenemeyeceği belli değildir. Zira, hemen bütün kurum ve kuruluşlarımızda müthiş bir güven bunalımı söz konusudur. Bu yüzden olacak ki, başta rüşvet olmak üzere, her türlü ahlaksızlık, Türk Cemiyetinde kol gezmektedir. Önce sulandırarak, nihayet kangren haline getirdiğimiz devlet kuruluşlarımızı da ne yapıp edip, bir güzel kendimize benzettik! Burada açıkça ifade etmeliyiz ki, bu denli kötü gidişe dur demesi gereken biz medya kuruluşları, yangına körükle giderek, bu meşum olayda, neredeyse nazım rol oynadık! Hiçbir şey yapmaz gözükenimiz bile, susarak bu kötü gidişe yardımcı olmuştur. (Umut operasyonu) diye, kamuoyunu haftalardır meşgul ediyorlar. Medya, başlangıçta temkinli davrandı. Çünkü, daha önce, defaatle aynı hatayı işlemişti. Bu defa; acaba diyerek işe koyuldu ama... Ciddi müesseselerin başında bulunan ve şimdiye kadar ciddiyetleri ile temayüz etmiş öyle şahıslar, öylesi açıklamalarda bulundular ve el altından basına öyle haberler sızdırdılar ki, inanmamak mümkün değildi! Öyle ya; bu ülkede bir İçişleri Bakanı''na veya bir Başbakan''a inanılmayacak da kime inanılacaktı? Başlangıçtan beri, yanlışlar yapılmadı değil. Mesela; en yetkili ağızlar, kendilerini mahkemelerin yerine koyarak, (katiller elimizde!) demek cür''etinde bulundu. On binleri bulan fail-i meçhul cinayetlerin işlenmiş olduğu bir ülkede, sadece bir kısım şahsın faillerinin bulunduğu iddia ediliyordu! Toplum, bütün bunlara bile bile lades dedi.
Bu hal, toplumun bıkkınlığını ve yeter artık, ne ve nasıl olursa olsun demek istediğinin göstergesiydi. Öte yandan, bir kesim tarafından devamlı şaibe altında tutulmak istenen devlet de, bu halden kendini kurtarmalıydı.
Bütün bu mülahazalar ışığında devlet, toplumun beklentilerine kısmen de olsa cevap vermek durumunda idi.
Şayet, bütün bunlar, gündem saptırmak için yapılmışsa; başta yanıltılmış olan idarecilerimiz olmak üzere, herkes üzerine düşen görevi bir an evvel yapmalıdır. Bu kadar manipülasyona hiçbir toplumun dayanabilmesi mümkün değildir! Evvel emirde devlet, A''dan Z''ye kadar kendini gözden geçirmeli ve içine düşürüldüğü bu bataktan bir an önce kurtulmalıdır. Bu gidişle sistem, devamlı surette kan kaybediyor zira! Bunca beyanat ve yönlendirmelerden sonra, yanılmışız veya yanıltılmışız demenin faturasını kimse ödeyemez! Bir ülkede, devlet idaresinde olup da, devlet düşmanlarına prim vermeye kimsenin hakkı olmadığı gibi, buna haddi de olmamalıdır! Cambaza baktırılmaktan usandık artık! Söyleyin Allah Aşkına! Bu millet kime güvenecek? İçişleri Bakanı''nın, hatta Başbakan''ının aldatıldığı (!) bir milletin kendisine neler yapılmaz? Ve kim bilir neler yapılıyordur? İdarecinin en büyük zaafı ve hatası, beceremediği konuda bir mazeret bulup, onun ardına sığınmasıdır. Halbuki, mazerete iltifat eden yönetici, asla gafletten kurtulamaz. Cereyan etmekte olan bütün olumsuzluklara, yanlışlara dikkat edin; onları düzeltmekle sorumlu olan zevat, milletin huzuruna çıkıp hesap vereceği yerde, beyanat veriyor ve sürüyle mazeret sıralıyor! Mesela; hapishanelerin hali malum. Devletin değil, mahkumların hakimiyetindeler!.. (Nasıl mahkumsa onlar!..) Geçen gün, Bayrampaşa Cezaevi''nde silahla iki kişi öldürüldükten sonra, Adalet Bakanı çıkıp beyanat verdi: Olayın esas sebebi, affın çıkmayışıdır! Af çıkmadığı müddetçe, bu çeşit olaylar kaçınılmazdır! Buyurun İşte! Sayın Adalet Bakanı, bu sözü millete söylemekle neyi amaçlıyor? Affı çıkaracak merci millet olmadığına göre!
Böyle söylemekle sorumluluğu üstünden atmış mı oluyor? Özrü, kabahatinden büyük! O silahlar hapishaneye nasıl girmiş? Orası, yol geçen hanı mı? Ringo''ların düello yaptıkları arena mı? Nasıl güvenelim? Gel de güven!

