Türkiye acayiplikler ve tuhaflıklar ülkesi.. Türkiye''yi bir kalıba koymanın ve anlatabilmenin imkan ve ihtimali yoktur! Buraya, genel anlamda tesadüfler ülkesi dense yeridir.
Bu ülkede tesadüfen yaşanır, başarı, koltuk ve makamlar tesadüfen elde edilir. Tesadüfen zengin olunur. Bu ülkenin insanı, tarihi ve coğrafyası itibariyle çilekeştir, ancak; fertlerinin şahsi konumlarında bu çileden eser yoktur.
Dolayısıyla bu ülkede, hiçbir şeyin değeri bilinmez ve yerli yerinde değildir. Ne sevinmesini, ne üzülmesini biliyoruz. Bunun için de bütün sevinçlerimiz kursağımızda kalıyor. GS''nin Avrupa zaferini nasıl kutladığımızı gördük. Düğünlerimizi bile kanla ve yasla bitiren enteresan bir milletiz.
En son, Trabzon''da bir deniz faciası yaşandı. Haddizatında, bu ülkede bu tür faciaların her gün yaşanması lazım! Yaşanmıyorsa, o da tesadüftür! Çünkü, bu ülkede yegane değersiz şey insandır ve insan hayatıdır.
Başta kanunlarımız olmak üzere, Türkiye''de her şey, insana ve insan hayatına aykırı olarak dizayn edilmiştir. Adeta insan ve onun hayatı unutulmuş; insanın dışındaki unsurlar öne çıkarılmıştır.
Türkiye''de insanın canının değeri, mala kıyasla yok gibidir. Türkiye''de insan, meta addedilmiş ve bu meta için bir değer biçilmemiştir. Onun içindir ki, 40-50 insanın hayatı, rahatlıkla, bir zır cahil ve sarhoş şoföre emanet edilebilir ve bundan dolayı kimsenin gıkı çıkmaz.
Aynı şekilde; 5-10 kişinin binebileceği basit bir tekneye, 40-50 kişi, rahatlıkla balık istifi yapılır ve bu olağan karşılanır. Facia olduğunda da, afra ve tafralarla ayağa kalkılır! Halbuki, o teknelere o kadar kişi binmeden o duyarlılığı gösterebilsek, mesele kalmayacak.
Her an ve her halimizle facialara davetiye çıkarıyoruz; bu normal karşılanıyor da, facia olunca, hop oturup hop kalkıyoruz! Bu da bize has bir tepki.. Bile bile lades yani...
Bu anlaşılmaz hal, bizde horlanmışlığın ve insan yerine konulmayışın bir tezahürü olsa gerektir. Türkiye''de insan itile itile canından bezdirilmiş; o da işin kolayını tesadüflere bırakmakta bulmuştur!
İnsan, şerefli olarak yaratılmış; ancak haysiyet ve şerefini koruyup kolladığı müddetçe yücelmiş, aksi halde aşağıların aşağısına inkılap etmiş olur ki, bu onun için onursuzluğun ve zilletin ta kendisidir.
İnsan, ya bu şerefle yaşayacak ve en kıymetli varlık olacaktır. Ya da bu şerefini kaybedip, değersiz bir meta olarak hayat sürecektir. Bu ikisinin arası, insan için mümkün değildir. Diğer bir ifade ile, ya insan olacak ve insan kalacak; ya da insandan başka ve illa değeri beş para etmez herşey...
Batı, bizden aldığı değer yargıları ile bu sonuca ulaştı ve insan olmasını bildi. Biz, kaybettiğimiz öz cevherimizle hâlâ yerlerde sürünüyoruz!
Artık, karar verelim değil mi; öncelik neyin veya kimin?
Batı, önce insan diye haykırıyor ve bunu bize dayatıyor ne acı!

