Kaydet
a- | +A

Merhum Turgut Özal hakkındaki geçen hafta basında yer alan spekülasyonu biliyorsunuzdur. Hani; uğradığı silahlı suikastte, parmağına isabet eden kurşun yarasının, gerçekle bir ilgisinin olmayışı iftirası.

Silah ateşlendikten sonra, siperlenmek için kürsünün altına saklanan Özal''ın elini (parmağını) o anda bir cam parçası kesmiş imiş de; Zenger, bu durumu fırsat bilip, kurşun isabet etti deyip propaganda yaptırmış!

Görüyorsunuz sevgili okuyucularım, bu ülkede insanı, mezarında bile rahat bırakmıyorlar!

Bu olayı açıkladığını iddia eden gazetecinin haber dayanağı (itirafçı: Mehmet Altınsoy) bile olayı yalanladı. O konu ayrı bir olay. Biz bunun üzerinde duracak değiliz. Bir ülkede ölülerden de ibret alınmayıp; hâlâ intikam duyguları ile birileri kıvranıyorsa, onlara diyecek bir sözümüz yok. Merhum Özal''ın dediği gibi, onları Allah''a havale etmekten başkaca çaremiz de yoktur.

Bizim esas üzerinde duracağımız konu, neden Özal da bir başkası değil?

Özal''dan sonrası neden tufan oldu?

Bakınız ben size bir şey söyleyeyim. Özal, seversiniz, sevmezsiniz ama; o bir vizyon adamı idi. Türkiye''ye hiçbir şey yapmamışsa bile, Türk insanı onun sayesinde kaliteyi tanımıştır.

Özal, bu toplumun içinden gelen mütevazı bir öğretmen annenin çocuğu idi. Son derece zekî ve çalışkandı. Herşeyden önemlisi, milletini, milletinin dert ve problemlerini yakinen biliyordu. Tırnakları ile devletin en üst bürokrat mevkiine çıktı.

Hatta onu Sn. Süleyman Demirel, generallere "deha" olarak takdim ediyordu.

Bürokrasiden geldiği için de neyi nasıl yapacağını biliyordu.

Ondan önce, milletin arasında ayrılık gayrılık (bölünmüşlük) vardı. Zaten ihtilal de (1980) onun için yapılmıştı. O, önce 4 eğilimi (AP-CHP-MSP-MHP) birleştirerek iç barışı sağladı. Bu, şimdiye kadarki iktidarların (ihtilaller dahil) başaramadığı bir husustu.

Özal, dünyaya entegre olmadan bir şey yapılabileceğine ihtimal vermiyordu. Onun alıp uyguladığı kararlara, başkalarının hayali bile yetmiyordu. Mesela; serbest döviz, Türk Parasını Koruma Kanununu kaldırması, TL''yi konvertibl yapması, yabancı sigaraları Türkiye''de üretmesi... Otoban, yol ve telefon gibi altyapı, çalışmalarına girişmesi ve topyekûn Türkiye''yi şantiyeye çevirmesi...

O, insanların, fikirlerin, mal ve hizmetlerin, paranın dolaşmadığı müddetçe bir şey olmayacağını çok iyi biliyordu. Ticaretin önündeki engelleri açarak ihracat seferberliği başlattı. Hatta onu anlayamayanlar, ithalattaki serbestlikten dolayı, dövizimiz tükenir, beş parasız kalırız zannedip suçladılar.

Özal da enflasyonu düşürmesini biliyordu. Hatta yüzde 25''lere kadar düşürdü de. Sonra gördü ki, Türkiye mutlaka enflasyonla kalkınacak!.. Hedefi, 2000 yılından sonrası idi.

Yani, dış borç almaz, yatırımları kısarsınız, ölü bir piyasada enflasyonu tek haneli rakama indirebilirsiniz. Geçen 17 ayda denendiği gibi! Bu halde işsizliği ne yapacaksınız? Nasıl üretebilecek ve nasıl dünya ile rekabet edip satabileceksiniz?

İşte Özal, bunun kararını verdi ve şantiyeye döndürdüğü Türkiye''de enflasyonlu kalkınma modelini seçti.

Evet, pahalılık vardı ama, onun yanında iş vardı, aş vardı, üretim vardı, pazarlama vardı, ithalat vardı, ihracat vardı...

Onu anlayamayanların elinde tek sermayeleri vardı: İftira atmak!..