Partiler, demokratik parlamenter sistemin vazgeçilmezleri.
Yarım asra yaklaşan çok partili demokratik sistemimize baktığımızda, neredeyse her on senede bir inkıta''a (kesintiye) uğramış ve dolayısıyla siyaset kültürümüz, arzu edilen olgunluğa, maalesef henüz ulaşamamış bulunmaktadır.
Herşeyden önce partilerimiz kurumsallaşamamıştır.
Halihazırdaki partilerimizin kuruluş tarihlerine baktığımızda, en kıdemlisinin 16 yaşında olduğunu görüyoruz.
Sadece bu yönüyle dikkat edildiğinde bile, bu ayıp bize yeter!
Neden bu işi beceremiyor ve ikide bir partilerimiz, bazen tek tek bazen de topyekûn olarak duvara tosluyor dersiniz?
Kabahat partilerde mi, duvarların çokluğunda mı?
Ayrı ayrı izaha muhtaç olan bu hususlardan çıkarabileceğimiz sonuç; kabahatin ortaklaşa paylaşımındadır.
Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar misali; gerçek demokratik kültürünün yeşerip yerleşmediği ülkemizde, hiçbir taraf, üzerlerine düşen görevi layıkı veçhile yerine getirmiyor, getiremiyor.
Bir yazımızda, bizim gibi sıcak kanlı insanların bulunduğu memleketlerde toplum mühendisliğinin kolayca icra edilebilirliğini ifade etmiştik.
Bu kolaycılığı pek iyi bilen bir kısım siyasilerimiz, toplumu yönlendirmede ve onu bir oy deposu olarak görüp, tabir caizse sömürmede pek beis görmemiştir. Bunda başarılı da olmuşlardır.
Ama, önümüzde sosyolojik realiteler var, toplum, kenar muhitlerden merkeze yani, şehirleşmeye doğru hızla kayıyor.
Sanayileşiyoruz ve onunla birlikte şehirleşiyoruz.
Dolayısıyla toplum, oy vermede yönlendirilirken, meydana gelmiş olan karmaşıklıktan dolayı, toplum mühendislerinin işi, eskisi kadar kolay değil!
Mesela; 55. hükümet ANAP ve DSP ağırlıklı idi ve Başbakanı Mesut Yılmaz''dı.
22 aylık iktidarları döneminde, yapılan hata ve savaplara birlikte ortaktılar.
18 Nisan seçim sonuçlarına baktığımızda biri, oylarını yüzde 8 artırırken diğeri, yüzde 6 dolayında düşürmüştür.
Başarılı idiyseler, ikisi de oyları artırmalıydı, başarısız idiyseler, ikisi de oy kaybetmeliydi. Biri inip, diğeri çıktığına göre, inen (ANAP) kendisinden beklentilere cevap verememiş, icraatta DSP''ye doğru kaymış demektir.
Türkiye''de esas anlaşılmaz konu, partilerimizin siyasi yelpazedeki konum ve davranışlarıdır. Daha doğrusu, partilerimizin konum ve söylemleri ile pratikteki davranışlarının çelişki teşkil ettiğidir!
Yönümüzü Batı''ya döndüğümüze göre Batı, bizim için örnek teşkil etme durumundadır. Özellikle, toplumu yönlendirmede ve ileri götürmede öncü kuruluşlar olan siyasi partilerimizi elbette Batı''daki benzerleriyle (!) mukayese etmek zorundayız.
Bizdeki Sol, maalesef bir zamanlar yönünü dönmüş olduğu Doğu''dan (Rusya) bir türlü kurtaramıyor!
Batı''daki sol, hürriyetler açısından ne denli liberal ve ferdiyetçi ise, bizdeki sol, o denli tutucu, baskıcı ve devletçi!..
Batı, demokraside geldiği noktada, ferdin hakkını savunurken, azınlığın hak ve hürriyetlerinin teminatı olurken, biz henüz çoğulcu demokrasiyi bile yerli yerine oturtamadık.
Bu durum, siyasi partilerimizin kurumsallaşıp, hükmi şahsiyetlerini geliştirmemelerinden kaynaklanıyor.
En ufak bir rüzgarda merkeze kayıyorlar ve statükoculuğu yeğliyorlar.
İşte Özal''ın ANAP''ı ile bugünkü ANAP''ın hali!..
Biri ne kadar hamleci, hürriyetçi, değişimci ise, diğeri aynı ölçüde statükocu.
Partilerimizi irdelemeye yarın da devam edeceğiz.

