"Rabbim beni en güzel edeple, edeplendirdi" buyuran Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) şanı ne yücedir!
Nasıl yüce olmasın ki; O, Muhammed Resulullah (s.a.v.) Allahü teâlânın sevgilisidir. Her şeyin en güzeli, en iyisi sevgiliye verilir. bunun içindir ki, Nûn sûresi 4. âyette meâlen: "Elbette sen, en büyük, en yüksek olarak yaratıldın" buyuruldu.
Yine beşer sözünün şahika noktası olan Hadis-i şerifleri''nin bir tanesinde; "sözün en hayırlısı, Allahü teâlânın kitabı (Kur''an-ı Kerim), yolların en hayırlısı, doğrusu Muhammed''in (a.s.) yoludur" buyurulur.
Seyyid Abdülhakim Efendi buyurdu ki: "Her peygamber kendi zamanında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed aleyhisselam ise, her zamanda, her memlekette, yani dünya yarıtıldığı günden, kıyamet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür.
Bu, güç bir şey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, onu böyle yaratmıştır. Hiçbir insanın onu methedecek gücü yoktur. Hiçbir insanın onu tenkit edecek iktidarı yoktur."
Kıyamet günü kabirden en önce O kalkacaktır. En önce O, şefaat edecektir. En önce O''nun şefaati kabul olacaktır. Cennet kapısını önce O çalacaktır. Kapı, O''na hemen açılacaktır. (Livâ-i hamd) övünç bayrağı O''nun elinde bulunacaktır. Âdem aleyhisselam ve O''nun zamanından kıyamete kadar gelen her mü''min, bu bayrak altında bulunacaktır.
Ahzab sûresi, 6. ayette, şanı yüce Peygamberin (s.a.v.) özelliği vurgulanır: "O peygamber, müminlere kendi nefislerinden daha yakın ve müşfiktir..." Aynı şekilde, -Tevbe suresi 128. ayette de: "Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O''na çok ağır ve güç gelir. O, size çok düşkündür, üstünüze titrer..." buyurulur.
İşte; kendi nefsimizden bize daha yakın ve müşfik olan peygamberler peygamberini kendi nefsimizden ve bizce herşeyden daha sevgili bilmedikçe iman etmiş olamayız.
"...Her peygamberin, Allahü teâlâ katında mutlaka kabul edilen müstesna (çok özel) bir duası vardır." buyuran Sevgililer Sultanı; "Ben bu çok özel duamı, Allahü teâlânın sonsuz kerem ve merhametine sığınarak, mahşer günü ümmetim namına şefaat etmek üzere saklamaktayım." ve; "... Kıyamet günü, secdeye kapanacağım. Cenab-ı Hakk, lutf ve merhamet ederek; kaldır başını ey sevgili peygamberim! Konuş, dinlensin; söyle, kabul edilsin; şefaat kıl, istediğine şefaat edilsin! buyuracak. Bunun üzerine; ümmetim, ümmetimi isterim, onların bağışlanmasını dilerim diye yalvarıp yakaracağım. Allahü teâlâ da, ümmetinin arasına gir, kalbinde hardal danesi kadar imanı olanı alıp cennete götür, buyuracaktır" müjdesi ile kararmış kalplere ümit saçar.
Böyle şerefli bir peygambere ümmet olabilmek de, nasiplerin en ulvisi, en yücesidir. O''nun mi''racı (Allahü teâlânın katına yükseltilişi), yaratılmışların şahika noktası, insan denilen cevherin müntehası (en son zirve mekan ve makamı) olup, ondan bir milim ötesi, mekansız, cihetsiz ve zamansız olarak Rububiyet (ilahlık) makamıdır ki; onda insanın payı yalnızca secdeye kapanması ve kendi acziyetini (kulluğunu) ortaya koyup Allahü teâlâyı tesbih (O''nun noksan sıfatlarından münezzeh olduğunu haykırması) etmesidir.
Bunun içindir ki; namaz, mü''minin mi''racıdır buyuruldu. O namaz ki, bütün mahlukatın ibadetini, zikrini ihtiva eder ve kulun Rab huzurunda tezellül (en aşağı) makamını tebellür eder.
Namazında, kendini Sevgililer Sultanına benzetebilene ne mutlu! Müjdeler olsun onlara!

