İnsanoğlunun gözünü topraktan başkası doyurmuyor galiba!.. Buldukça daha, daha, daha diyor ve asla yetinip kanaat etmiyor.
Hiç ölmeyecekmişiz gibi hırsla dünya malına sarılmışız; ya yağdıkça yağıyor veya kör nefsimizin heva ve hevesine habire tüketiyoruz. Kimsenin aklına yoksullar, yetimler, çaresizler gelmiyor. Eskiler, mala bakışı üç şekilde özetlemişler: 1-Hayvanın bakışı: Benimki benim, seninki de benim... 2-İnsanın bakışı: Benimki benim, seninki senin... 3-Olgun insanın bakışı: Benimki senin, seninki de senin.. Materyalizm (maddecilik) her yeri kaplamış durumda. Dikkat edin, mabetlerde bile rahat yoktur! Ruhaniyetten eser kalmamıştır. Her tarafta maddenin ve paranın soğuk yüzü hakim. Bu hal, medeniyet mi vahşet mi? Kimse hakkına razı değil; herkes, muhatabının üzerine basarak yükselme (!) sevdasında. Vahşi kapitalizm, insanoğlunun ruh ve dimağını ahtapot gibi sarmıştır. Yukarıda; mal karşısındaki tavırlar özetlenirken asgariden yani insan olmanın vasfını, 2. maddede (benimki benim, seninki senin..) şeklinde görüyoruz değil mi? Ya, karşımızdakinin yoksa, neyi kendinin olacaktır? Dilediğini zengin kılan Rabbimiz bunun cevabını veriyor: (Zâriyat Sûresi, ayet 19): "Mallarında yoksul ve muhtaçlar için bir hak vardır" (Tevbe Sûresi, ayet 34): "...Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!.." (Mâûn Sûresi, ayet 1, 2, 3): "Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip, kakar; yoksulu doyurmaya teşvik etmez..." Dünyada insana verilen her nimet gibi mal da bir imtihan aracıdır. Cenab-ı Hak, huzuruna kul hakkı ile gelinmesini arzu etmemektedir. Bakınız sevgili okuyucularım; Abdurrahman bin Avf, Peygamber Efendimizin arkadaşlarından olup, Cennet''le müjdelenen 10 talihli sahabeden birisi idi. İlk iman edenlerin 8.si idi. Bütün gazalarda bulundu. Çok zengindi. Onun için Peygamber Efendimiz buyurdu ki: "Abdurrahman, Ashabımız fakirlerinden 500 sene sonra cennete girecektir!" Malın, ne büyük vebal olduğunu ve ahiretteki imtihanının ne kadar çetin olduğunu buradan anlamalıdır. Tekrar tekrar belirtelim ki, Kur''an-ı Kerim''de cehennem azabına müstahaklardan bahsedilirken: 1-Çünkü o, ulu Allah''a iman etmezdi 2-Yoksulu doyurmayı teşvik etmezdi (Hâkka, 33, 34) buyurulmaktadır. Yine Kur''an-ı Kerîm''de, Cömertlik, imanla ve cennetle zikredilmiş, cimrilik ise, küfür (Allah''ı ve ahiret gününü inkâr) ve Cehennemle anılmıştır. (El-leyl, 5-6-7-8-9-10) İmam-ı Rabbanî Hazretleri 1. cilt, 73. mektubunda buyuruyor ki: "...Zekât vermek, İslâm''ın beş şartından biridir. Zekât vermek elbette lazımdır.. İnsanların nefsi cimridir, tamahkârdır. Allah''ın emirlerini yapmamakta inatçıdır. Malı, canı, mülkü veren yalnız O''dur. Onun verdiğine el uzatmaya kimin hakkı vardır? O halde zekâtı seve seve vermelidir. Her ibadeti seve seve yapmalıdır. Kul hakkına dokunmamaya, hakkı olanları ödemeye titizlikle çalışmalıdır... Dünyada iken bu hakkı ödemek kolaydır; ahiret''te iş böyle değildir. Orada, hak altından kurtulmak, çok güçtür, çaresi bulunmaz..." Derviş Yunus''un dediği gibi: "Şunlar ki, çoktur malları Gör, nice olur halları Sonucu bir gömlek giymiş Ânın da yoktur yelleri!.." Unutmayın; "Sadaka belayı defeder" sözü, iki cihanın peygamberine aittir. Ülkemiz son bin yılın en büyük felaketine maruz kaldı. Yüzbinlerce insanımız işsiz, evsiz ve aşsız. Onların yerinde biz de olabilirdik. Veya bugün-yarın olamayacağımızı kim garanti edebilir? Fırsat elde iken, mübarek Ramazan''ı çok iyi değerlendirmeliyiz. Vereceğimiz sadaka ve yardımlar, bela ve musibetlere kalkan olacak zira!..

