Sovyetologlar, Sovyet Rusya''nın er ya da geç yıkılacağını biliyorlardı ancak, bunun nasıl gerçekleşeceğini kestiremiyorlardı.
İki şeye güveniyorlardı. Bunlardan birincisi, inim inim inletilen milletlerin baş kaldırması, bir diğeri de hantallaşan Sovyet ekonomisi idi.
Sovyet politikacılar da bu durumu çok iyi bildiklerinden, nüfuz sahalarındaki milletlere çok acımasız davrandılar. Milyonlarcasını katlettiler, milyonlarcasını ise, öz yurtlarından ederek, Rusya''nın muhtelif yerlerine sürdüler.
70 sene süren, bu insanlık dışı rejim, bir dünya savaşına sahne olmadan, kendi kendine çöktü. Sovyet devlet adamları, bir gün başlarına böyle bir felaket geleceğini düşünerek, bir dizi tedbirler almışlardı. Mesela; kendi nüfuz sahalarındaki milletlerin, günün birinde bağımsızlık hareketine girişip, başarı elde etseler bile, kendi imkanlarıyla ayakta durmalarını imkansızlaştıran bütün tedbirleri almışlardı.
Bu cümleden olarak, bütün Sovyet coğrafyasının ekonomisini merkeze (Moskova) bağımlı kılmıştı. Bölgelerin ne kadar yeraltı ve yer üstü zenginliği olursa olsun, bunların kendi yerlerinde işlenip, değerlendirilmesi imkansızdı. Pamuk, Özbekistan''da yetiştirilir ama, onu işleyecek fabrikalar, ülkenin başka yerlerinde kurulu idi. Altını ve petrolü çıkarsalar bile, onları işleyebilmek için Rusya''ya muhtaçtılar.
Sovyet İmparatorluğu yıkıldıktan sonra, kurulan bir dizi ülke, işte bu sıkıntıları yaşıyor bugün. Başta Türk Cumhuriyetleri olmak üzere, bütün bu ülkeler, ayakta durabilmenin mücadelesini veriyorlar. Kendi başlarına, bu mücadeleden başarı ile çıkmalarına ise imkan ve ihtimal yoktur.
Bütün bu ülkeler, ham madde zengini zira. Ne, onları işleyecek teknolojileri var ve ne de insan güçleri. Hatta, bunlar kendi ülkelerini koruyabilecek askeri güçten de yoksunlar.
Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu''nun hakimiyeti altında bulunan ve o gün için dünyanın en zengin petrol yataklarını paylaşmak için çıktı.
Bugün de kat''i olarak biliniyor ki, dünyanın geleceğini şekillendirecek bölge, Kafkaslar ve Orta Asya''dır. Çünkü, en zengin doğalgaz ve petrol kaynakları bu bölgededir. Demek oluyor ki, eğer; bir üçüncü dünya savaşı çıkacaksa, Kafkaslar ve Orta Asya''nın zenginliklerini paylaşmak için olacaktır.
Bundan dolayıdır ki, dünyada söz sahibi olmak isteyen bütün devletlerin gözü, bu bölge üzerindedir. Tekrar belirtelim ki, bölge ülkeleri, her türlü tehlikeye açıktır. Zira, bu denli bir güçsüzlük, sahip olduğu devasa zenginlikleri taşıyamaz.
Bunu da en iyi, Çar''lığa soyunan Putin bilmekte ve eski nüfuz sahalarını, tekrar elde edebilmek için yoğun bir gayretin içine girmektedir. Kendi güçsüzlüğüne rağmen, bölge ülkelerindeki ilkellik ve sefalet, Putin''i başarılı kılmaktadır.
Başta ABD ve Türkiye''miz gerekli aktif rolü oynayamamaktadır. Ellerindeki bu tarihi fırsatı, gereği gibi değerlendirememektedirler.
Zaman, Rusya''nın lehine işliyor.
İlk yapılması gereken iş, en sona bırakılmış ve tehlikeye davetiye çıkarılmıştır. Bütün bu ülkeleri NATO''ya dahil etmek için daha ne bekleniyor?
Birinci ve ikincisinden ibret alınmamışsa, bir üçüncü dünya savaşını mı?

