Kaydet
a- | +A

Belirli konular, yine belirli bir zaman periyodu içerisinde ısıtılıp ısıtılıp önümüze konur. Dinde reform konusu da bunların başlıcalarındandır. Tamamen gündemi saptırmaya yarayan bu tür teşebbüsler, konuyla yakından ve uzaktan bir ilgisi bulunmayanları bile konunun içine çeker. Artık, ilgili ilgisiz her kafadan çeşitli sesler çıkarmanın zamanı gelmiştir! Siyasetçi dahi, mal bulmuş mağribi gibi, bu konuda ahkâm keser! Ama; şimdiye kadar görünen o idi ki, ilgisiz kişiler bu konuyu dillerine pelesenk ediyordu.Üç-beş gün, bilemediniz bir hafta, mangallarda kül bırakılmıyor; ve mevzu öylesine geçiştiriliyordu. Bu seferki teşebbüs öyle değil; bizzat dinin temsil kadrosundan, Diyanet İşleri Başkanı tarafından dillendirilip gündeme sokuldu. Öyle olunca da iş, ciddileşti. Konunun zamanlaması da iyi seçildi doğrusu! Din ve dindarlık adına, meydan yerini sürüyle zibidinin kapladığı bir ortamda, bundan daha iyi bir zamanlama yapılamazdı!

Zaten, Komünist Blok yıkılıp, dünya tek kutuplu kaldığı andan itibaren hedef İslamiyet''ti! Bu hususu Batı''lı devlet adamları açıkça söylüyor ve yine Batı''lı iletişim vasıtalarında İslamiyet devamlı surette terörle bağdaştırılıyordu. Özellikle televizyonlar vasıtasıyla bu durum, insanların beyinlerine kazındı! ABD''den Avrupa''ya değin hangi insana İslam''ı ve Müslümanı sorarsanız, terörü ve teröristi tedayi (çağrıştırmak) ettiriyordu.

Maalesef içimizde de Yüce Dinimiz İslamiyet, yine aynı metodlarla ''vahşet'' kelimesiyle birlikte anılır oldu! Neredeyse Hizbul vahşet denince akla, İslamiyet ve müslümanlar gelir oldu! Eğer bir dinde terör ve vahşet kokusu varsa, böyle bir dinin reforma tabi tutulmasını ve insanlık düşmanı bu hallerden kurtarılmasını kim istemez?! İyi de, meydan yerine koyduğunuz bu müsta''mel malın alıcısı kim veya kimler?

Evet, Hıristiyanlık dini bozulmuştu. Kutsal kitap İncil, kaybolmuş; İncil diye binlerce kitap meydan yerinde idi. Din, insanlar üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılıyordu. Kilise ve din adamlarının sultası vardı; böyle bir otorite altında insanların dünya ve ahiretleri zehir ediliyordu. Böyle bir dinin tabii ki reforma ihtiyacı vardı, nitekim yapıldı da... Ama bizim dinimiz öyle mi? Son ve en mütekamil din değil mi? Bizim dinimizin kutsal kitabı olan Kur''an-ı kerim''in bir harfi dahi değişmeden elimizde değil mi? Ayrıca değiştirilemeyeceği de bir mucize olarak, yine aynı kutsal kitapta bildirilmiyor mu? Şimdi soruyorum size; bu dinin neresi deforme olmuş ki, orası hakkında reform düşünülebilsin?

Bu cereyanlar yeni değildir. Vaktiyle, Mısır''daki el-Ezher Üniversitesi''nin başına getirilen M. Abduh, üstad-ı a''zam rütbesinde bir masondu. Din adamı hüviyetiyle dinde reform yapmak istedi. Oraya gidip de tesirinde kalan ve bizde İslam şairi olarak bilinen kişilere bile: ''Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam''ı!'' dedirtmişti. Ve bununla da yetinmeyip eklemişti: ''Bir inkılap istiyorum Abduh gibi!'' diyebilmişti!

Bütün bu herzeler ne manaya geliyordu ve ne yapılmak isteniyordu?

Bu mühim mevzuya devam edeceğiz.