Merkez sağdaki bu bölünmüşlüğün yagane sebebi 1980 askeri darbesidir. Bu bölünmüşlükte de ne Tansu Çiller''in, ne Mesut Yılmaz''ın ve ne de bu her iki parti mensuplarının suçu ve kabahati vardır. 18 Nisan seçimlerinde merkez sağın oyları büyük ölçüde gerilemiştir. Her iki partinin de içlerine bakıldığında görünen manzara ürkütücüdür:
Her iki merkez sağ partide teşkilatlar küstürülmüştür. Senelerin partili dava adamları, Genel merkezler tarafından adam yerine konmadıkları için partilerine küserek ya çalışmamışlar ya da aleyhte çalışmışlardır. Sadece DYP''nin İstanbul İl Teşkilatı''nın son beş senelik serüveni, kitaplık çapta destanlık dramlara sahne olmuştur. Neredeyse her 6 ayda bir teşkilatlar lağvedilip yenileri kurulmuş, yüzlerce partili gönüldaş saf dışı bırakılmıştır. Kararlar, ya onun bunun ağzına bakılarak, ya da hiç kimse ile istişare yapılmadan fildişi kulelerden tek başına verilmiştir! Maalesef bu durum hem teşkilat oluşumlarında, hem de aday tespitlerinde inatla sürdürülmüştür! Teferruata inip olayları şahsileştirmekten imtina ederek, netice itibariyle bir dizi yanlış ve tutarsız davranışlar, bizzat partililer başta olmak üzere, sağ seçmen tarafından, kendi partilerine, daha doğrusu despotik merkezlerine bir bilet kesilmiştir. Bunun manası. Yeter! Söz seçmenindir! Her iki merkez sağ partinin de bu aşamada lider arayışına girmesi yanlıştır. Tansu Çiller''in dediği doğrudur: Dereyi geçerken at değiştirilmez!.. Kongre, genel başkan ve genel idare kurullarının seçimi, her iki partinin iç işidir. İster aynen devam ederler, isterlerse değişiklik yaparlar... Adına, ister güven tazeleme, ister yetkili kurullardan yetki almak densin, bütün bunlar onların bilip yapacakları şeylerdir. Amma; Bizim esas üzerinde durmak istediğimiz konu millettir. Yani, bu her iki partinin ve özellikle liderlerinin, milletin gözündeki ve gönlündeki durumlarıdır. Ve milletin bunlardan beklediğidir. Bu her iki parti de (ANAP-DYP), merkez sağda politika yaptıklarını iddia ediyorlarsa ve seçmenden bu görüntü ile oy talep ediyorlarsa, bugünden tezi yok, müşterek karar almak ve bu kararları birlikte milletin önüne çıkıp deklare etmeleri gerekir. Evvel emirde; suçlarını kabul edecekler ve milletten özür dileyecekler. Bir daha didişmemeye ve müşterek politikalar üretip blok halinde hareket edeceklerine dair milletin önünde söz verecekler. Birlikte muhalefet, birlikte hükümet olacaklar ve birlikte seçime girecekler. Böylece 171 kişilik blok oyla Meclis''in 1. partisi olurlar. İki ayrı parti olmalarına rağmen, kanun ve anayasa değişikliklerinde ve ülkenin dış politika konularında tek parti gibi hareket edecekler. Yani iki bedende bir ruh gibi!.. Burada bir nokta koyup önemli bir hususu da ayrıca vurgulayalım: Bu her iki partinin kısa ve orta vadede birleşmeleri hayaldir.
Her iki parti de, muhalefette olsun iktidarda olsun diğerinin üzerine basarak, didişerek, yiyişerek politika üretti, bugüne geldi. Bütün bu hareketlerin sonucunda, karşı partiler palazlandı, kendileri eridi. Hem de milletin güvenini yitirerek!.. Şu an yapılması gerekli tek ve en mühim şey, milletin güvenini kazanmaktır. Bunun yolunun da didişmekten geçmediği defaatle anlaşılmıştır. Geriye tek seçenek kalıyor: Uzlaşmak... Tabii, lafla değil icraatla!..
Saray yerinde fitnenin kılıçtan keskin olduğunu en iyi onlar gördü ve yaşadılar. Ya olacaklar, ya ölecekler... Başka çaresi var mı?

