Kaydet
a- | +A

Aslında bu sualin cevabı basittir; Türkiye, AB''ye girmekte samimi ve kararlı ise evet, aksi halde hayır!

Neden derseniz; bunun da cevabı açıktır: Bunca senedir, kendi kendimize adam olamayacağımız anlaşıldığından, dış dinamiklere muhtaç oluşumuz apaçık bir hakikattir. Dünkü yazımızda İçişleri Bakanı sayın Sadettin Tantan''ın, milletimiz için bir şans olduğunu belirtmiştik. Sayın Cumhurbaşkanımız da öyle. Zaten, bu büyük kavgayı yıpranmamış ve kararlı, idealist insanlar verebilir ancak. Yegane korkumuz, milletçe en büyük illetimiz olan hafıza kaybına uğramamızdır! Zira, dünü; ne denli dehşet verici olursa olsun, çok çabuk unutan bir ma''şeri hafızaya sahibiz. Bu hal, belki de Türk milletinin kin tutmayışından ve affedici olmasından kaynaklanıyor.

Çünkü biz, tarih boyu hem idarecilerimiz ve hem de milletimiz itibariyle adaletle merhameti çok kere birbirine karıştırdık. Ve; kaş yapayım derken göz çıkardığımız çok olmuştur.

İyi başlıyoruz, ancak sonunu getiremiyoruz. Şimdi bakınız; televizyonlar, haber bültenlerinin birinci sırasında ve gazeteler manşet haberlerinde hep bu konuyu işliyorlar. Konunun devamlı gündemde tutulması ve araştırmacı gazeteciler tarafından irdelenip işlenmesi ve kamuoyunun konuya duyarlılığı, başta Sadettin Tantan olmak üzere, kolluk kuvvetlerine ve bağımsız yargı üyelerine cesaret verecek ve onların güçlerine güç katacaktır. Bu iş, öyle bir iki polis şefinin veya bir iki savcı ve hakimin altından kalkabileceği işler cinsinden değildir. İçişleri Bakanının belirttiği gibi, şimdiye kadarki hataları hep böyle zannetmekle ve davranmakla yaptık. Yani, olayları basit birer polisiye olay zannettik ve öyle davrandık. Halbuki; yangın bacayı sarmıştır.

Milletçe merak edilen konu ise, siyasi iradenin duyarlılığıdır. Çünkü neticede iş oraya varıyor. Siyasi irade olmadan, tam anlamıyla temizlik yapabilmenin imkan ve ihtimali yoktur. İşin vahameti de zaten burada yatmaktadır. Devletin, akıllara ziyan bir şekilde ekonomiyi yönlendirir olması, özellikle bir kısım bankanın hâlâ siyasi iktidarlar tarafından idare edilir olması, bu temizlik işinde siyasi iradenin mevcudiyetini zora sokuyor! Siyasi dokunulmazlık zırhına bürülü zevatı nasıl yargılayabileceğiz? Öyle ya; işin ucu onlara gittiği zaman ne yapacağız? İster tanık, ister sanık sıfatıyla, her hal ve şartta gidecektir. Çünkü, belirtildiği gibi ekonominin arslan payını onlar yönetip yönlendiriyor! Dolayısıyla; burada esas iş, bizim siyasi yapımızın gereği olarak icranın başına yani, Başbakan''a düşüyor. Sayın Ecevit, bu yönden ümit veriyor. Soruşturma kapsamına alınan bir milletvekilini partisinden derhal istifa ettirmesi bunu gösteriyor.

Tekrar başa dönüyoruz; biz bu meseleyi içimizde çözmek zorundayız. Tabii, eğer AB''ye girmekte samimi ve kararlı isek. Çözemezsek ne mi olur? Yarın AB ile müzakerelere başladığımızda, bütün bu çirkeflikler bir bir önümüze konur ve dünya âleme rezil oluruz! Adamların kimsenin gözünün yaşına baktıkları yok; ekonomi ise ekonomi, kalem kalem inceleyip hesap soruyorlar zira!