İzinde Adapazarı''nda idim. İstanbul''un uzantısı ve neredeyse bir kenar mahallesi konumundaki bu şirin belde, büyük şehire aday bir gelişim içinde idi. Daha dün (1967), büyük bir zelzele ile sarsılan ve yıkılan şehir, yetkili yetkisiz kimseye bir şey anlatamamanın sıkıntısını, ancak 32 sene taşıyabildi. Takvimler 17 Ağustos 1999''u gösteriyordu. Marmara Bölgesi, resmi ağızların, değişik rakamlardan sonra, 7,4''te karar kıldığı ve gerçek değerini, belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz bir şiddetle sarsıldı. 20 milyona yakın insanımız, bu büyük depremi yaşadı yaşamasına da; Adapazarı ve Gölcük halkının yaşadıkları farklı bir şeydi. Vaktiyle göl olan, zamanla bataklık halini alan Adapazarı ovası, kurutularak şehirleşme gerçekleştirilmişti. Zemini su idi. Toprağı 60 cm. kazdığınızda su ile karşılaşırsınız. Adapazarı''nın zemini o kadar oynak ve çürüktü ki, yoldan geçen her ağır vasıta, (3) şiddetindeki depremi size evinizde hissettirirdi! Adapazarı ve çevresi, Orhan Bey zamanında fethedildi. O vakitler, küçük bir Rum köyünden ibaretti. Aradan 700 sene geçti. Biz, bugün hâlâ cenazelerimizi Rumlardan kalma Yorgolar Mezarlığına defnediyoruz! Açılan kabirler, su ile doluyor ve biz kurtuluşu, cesetlerimizi hasırlara sarmakta buluyorduk! İşte, bilim adına, teknoloji adına, idare ve yönetim adına, tek kelime ile medeniyet adına (700) sene sonra geldiğimiz nokta bu idi! Yüz karası halimize bakın ki, bizler ne depremin şiddetini biliyoruz; ne kayıplarımızın ve ne de ölülerimizin sayısını! Sadece Adapazarı''nda 22 bin konut yıkıldı. Bunlardan çoğunun enkazına dokunulmadı bile! Yeni yapılmaya başlanan (depremden 1 ay sonra) enkaz kaldırma çalışmaları ile, sayısını yine hiçbir zaman bilemeyeceğimiz parçalanmış cesetler, beton yığınları arasında, mezbeleliklere dökülüyor! Sakarya Valisi, çadır diye yırtına yırtına gitti. Ve; "Bu gelenler kışlık çadır değil, korku çadırı!" diyor Vali Bey! Sakarya''nın çevresindeki 800 kişilik köyler 5 bin kişiyi barındırıyor. Bu insanlar ne yer ne içer, nerde nasıl barınır; ne soran var, ne eden! Yetkililer, eviniz orta hasarlı diyor ve evlere girmeye zorluyor! Oysa aynı vali, az hasarlı konutunda kalamıyor, günlerce arabada ve konteynerde yatmak zorunda kalıyor! Televizyonlarda izledik; Meksika''da, bizdekinden daha büyük ölçekte bir deprem yaşandı ve sadece 16 kişi öldü. Bizde, bırakın kendini bilmez vatandaşı; Kızılay, yaptığı inşaata kaçak kat çıkıyor ve hatta İzmit''te inşaat fakültesi binası yer ile yeksan oluyor! İşte, idari anlayışımız ve bilim seviyemiz! Siz söyleyin sevgili okuyucularım; kimi kime şikayet edelim?
Belediyeye mi? O, olmayacak yerleri imara açmakla, kaçak inşaatlara rüşvet karşılığı göz yummakla meşgul?.. Üniversiteye mi? O da, inşaat fakültesini yanlış yere kurup, eksik malzeme ile yapılmasına göz yumuyor? İdareye mi? Korku çadırının peşinde! (Aklı sıra milleti avutacak!) Velhasıl, ateş düştüğü yeri yakıyor. Bu ülkede tesadüfen yaşandığını biliyorduk, bu deprem ile bu bilgimizi pekiştirerek yakin hasıl ettik efendim...

