Değerlerimizi yitirdikçe, mefhumlarımız da manalarını kaybediyor! Haşmet devremizde; (Türk gibi) sözünü Batılılar kullanır ve bununla yiğitliği tedai ettirirlerdi (çağrıştırırlardı). Tereddi (çöküş) çığırımızda ise; Türk gibi sözünü yine Batılılar söylüyor, ancak bu kez, ifade etmek istedikleri şey; marazi (hasta) bir tipin, alelacele başlayıp, yarım yamalak ve yüzüstü bıraktığı işler manasına.. Yarım yüzyıllık demokrasi maceramız, bunun tipik misalidir. Demokrasilerde sandık, milletin önüne niçin konur? Partiler neyi ifade eder? Onca parti programı niçin yazılır? Seçimlerden sonra, tek başına ve koalisyon şeklinde kurulan hükümetler neye memurdur? Bunların millete deklare ettikleri Hükümet Programları, neleri ihtiva eder ve ne içindir? Demokrasi geleneğinde, kamusluk çapta uzayıp giden bütün bu suallerin cevabı, iki kelimelik, yalın bir hakikatte tebellür eder; (Millet için)... Millet, kendi istediklerini iş başına getirecek; onlar da, icraatlarıyla milletin özlem ve isteklerine hizmet edecekler. Kısaca, demokratik her hareketin ekseninde millet vardır.
Tepeden inmeci ve millete rağmen iş gören sistem, demokratik olamaz. Milletin seçtiği iktidarlar, milletin özlem ve beklentilerine cevap vermiyorsa, veremiyorsa, orada bir bozukluk var demektir.
İşbaşına gelen iktidarlar 4-5 senelik icraatları ile imtihan verir; yapılacak seçimle de bu icraatları değerlendirilir. Ya, beğenilir devam denir; ya da, beğenilmeyip iktidardan uzaklaştırılır. Türk gibi zihniyetiyle başlayıp kurduğumuz hükümetlerin ömrü, bir sene ile sınırlı. Dolayısıyla, ne seçen ve ne de seçilen bir şey anlayabilmiş değil! Türk Cemiyetini çeyrek asırdır kemiren enflasyon belasından bir türlü kurtaramıyoruz. Her gelen iktidar, enflasyon canavarını yenmek için, programlar tatbik mevkiine koyuyor; millettten fedakarlık istenerek, kavanozu dışından yalamaya icbar ediliyor. Millet, ister istemez bu sıkıntılara katlanıyor.
Neticesine baktığımızda, enflasyon canavarını yenmek için kurduğumuz hükümetler, aynı canavara yem olmaktan kurtulamamış! Dağılıp gitmiş; işin tuhafı, yerine gelen de aynı teraneden dem vurarak, milleti sıkboğaz etmeye devam ediyor. Hükümetler değiştikçe milletin dertleri, daha da katmerleşiyor.
Çeyrek asırdır bu kural değişmedi. Hep aynı kısır döngünün içinde kıvranıp durmaktayız. Hükümetler ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar, yapısal bozukluklarımız durduğu müddetçe, bu uğurda bir arpa boyu yol almalarının imkan ve ihtimali yoktur!
O halde, hükümetler boş vaatleri bir kenara bırakıp, köklü reformlara girişmelidir.
Köklü reformlar, yani yapısal değişiklikler her iktidarın harcı değildir. Mevcut koalisyon iktidarının bu şansı vardır, yeter ki, kendilerinde bu niyet ve azim olsun! Aksi halde, seneler yine heder olacak ve milletin çektiği sıkıntılar yanına kâr kalacaktır!

