Türkiye, İran''ın başkenti Tahran''da yapılan son ECO toplantısına, devlet ya da hükümet başkanı seviyesinde iştirak etmedi. Hatta, dışişleri bakanını bile göndermedi. Sadece devlet bakanı Mehmet Keçeciler''i, o da usulen göndermekle yetindi! Bilindiği gibi, ECO, başlangıçta Türkiye, İran ve Pakistan devletlerinin iştirakleriyle kurulmuş bölgesel-ekonomik iş birliği teşkilatı iken, sonradan Türkiye''nin girişimi ile teşkilata, Kafkas devletleri ve Orta-Asya Türk Cumhuriyetleri de katılarak genişletilmişti. Türkiye''nin istikbalini şekillendirecek, hayati çıkarlarının söz konusu olduğu böyle bir toplantıyı es geçmesi anlaşılır gibi değildir. Sayın Cumhurbaşkanı, göreve yeni seçilmesini ve işlerinin yoğunluğunu bahane göstererek, gitmekten imtina etti.
Toplantı öncesi, başta bir kısım basın ve bazı çevreler, İran''la Türkiye''nin arasına kara kedi sokmak istedi. Yakalandığı iddia edilen, fail-i meçhul cinayetlerin zanlıları, İran''la irtibatlandırılarak, yangına körükle gidildi! Hatta, bir kısım yazar-çizer takımı, Cumhurbaşkanı''mızın ilk yurt dışı ziyaretini, Türkiye''ye hasmane duygular besleyen ve teröristlere kucak açan İran''a yapmasını, yadırgar bir tutum takındı. Halbuki bu şekildeki bir gidiş, İran''a yapılacak resmi bir ziyaret olmayacaktı. Toplantının yeri orası olduğu için, İran''a gidilmiş olacaktı. Türkiye, bugüne kadar ne çektiyse, başta komşularıyla olmak üzere bölgesindeki devletlerle adeta tecrit edilmesinden çekti! Bu ülkelerle aramızda olan meseleleri, konuşarak, diyalog yoluyla halletmekten başka çaremiz olmadığına göre, ele geçen böylesi fırsatlar niçin heba edilir bilinmez! Orta-Asya''daki Türk Cumhuriyetleri, toplantıya devlet başkanları seviyesinde iştirak etti. Pakistan''ı askeri yönetimin lideri general Müşerref temsil etti.
Netice itibariyle, bölgesel ve özellikle ekonomik iş birliği konularının görüşülüp karara bağlanacağı böyle bir toplantıya ehemmiyet vermemek; dolayısıyla arzu edilen seviyede temsil edilememek, Türkiye''nin zararına değil de nedir? Rusya Devlet Başkanı Putin''in, ne denli bir telaş ve koşuşturma içinde olduğunu görmüyor muyuz? Eski nüfuz sahaları elinden gidecek diye ödü patlıyor!
Türkiye, dış politikasını çok yönlü oynamak zorundadır. Türkiye''nin tarihi ve coğrafi konumu bunu gerektirmektedir. Özellikle, komşularından ve bölgesinden kendisini tecrit edemez.
Etmek isteyenler varsa da buna fırsat vermemelidir.
Ne olacağı belli olmayan ve bize ne diyecekleri bilinmeyen bir AB tutturmuş gidiyoruz! AB aşkına, Yunanistan''la bir alamete bindirildik, kıyamete doğru sürükleniyoruz!
Başbakan''ımız, 3-4 seneye kalmaz, AB''ye gireriz diyor ama; daha ev ödevlerimizin kapağını bile açmış değiliz. Bu halimizle bizi almayacaklarına göre, Başbakan''ın ne demek istediği doğrusu anlaşılır değildir. Dünyanın gözünü diktiği Orta-Asya petrollerinin, enerji ve doğalgaz boru hatlarının güzergahlarının, kıyasıya tartışıldığı bir zamanda, Yunan dostluğunu (!) ayyuka çıkarmanın manası da, doğrusu anlaşılır değildir! Daha düne kadar, PKK''yı besleyen, yetiştiren, ona lojistik destek sağlayan ve eğitip üzerimize salan ve hatta, teröristbaşını himayeye cüret eden Yunanistan değilmiş gibi, ne olduysa, Yunanla sarmaş dolaş oluverdik! Ne demiş atalarımız; Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu!

