Kaydet
a- | +A

Yöneticilerimiz, kurum ve kuruluşlarımızın temsilcilerinde, Avrupa ne der kaygısından önce; biz bu kararı alıyoruz, şu işi bu şekilde hallediyoruz, şu kanunu bu şekilde değiştiriyoruz gibi her türlü teşebbüsün temelinde, benim vatandaşım bunu nasıl karşılar, bu iş vatandaşıma layık mıdır ve benim vatandaşım ne der düşünce ve kaygısı olmalıdır. Ancak bu şekildeki davranışlarla millete rağmencilikten kurtulur, alınan karar ve yapılan işler millet için olur. Ve ancak bu şekilde demokratlaşabiliriz. Anayasamızda olmasına rağmen, önemli konu ve kanunlarda milletin oyuna baş vurmayı bir türlü beceremedik.

Evet millet, Meclis''e gönderdiği temsilcileri marifetiyle, yasama (kanun çıkarma) ve yürütme (hükümet etme) görevini dolaylı yoldan hallediyor. Ama, çok önemli meselelerde ve özellikle Meclis''tekilerin anlaşmazlığa düştüğü konularda, bir de doğrudan demokrasiyi tattırın bu millete! Hem bu şekilde, millete daha bir özgüven gelir ve adam yerine konulduğunu anlar! Tabii, adam yerine konan millet de devletine ve yöneticilerine daha derinden güven duyar ve bağlanır. Netice itibariyle kendi dediği olduğu için, millet, kendi oylarıyla çıkardığı kanunu, çok daha rahat benimser ve gereğini yapar.

Vatandaş ister istemez soruyor. Bu, Avrupa ne der anlayışından gına geldi artık! Yöneticilerimiz, önce vatandaşına lütfedip dönüp baksınlar ve onun ne dediğine ehemmiyet versinler. Çünkü; yöneticilerimiz, vatandaşın verdiği vergilerle hayatlarını sürdürüyor. Bu vatandaş çalışıyor, didiniyor, vergi veriyor, askerlik yapıyor; aziz vatanı uğruna gazi veya şehid oluyor...

ABD''de idam var, hem de çeşit çeşit... Bu ABD, Avrupa ülkelerinde idam yok diye gocunuyor mu? Peki nedir, bizim bu Avrupa kompleksimiz? Kraldan fazla kralcı olma hastalığımız yine nüksetti! Bir kısım yarı aydınımıza arız olan bu illet yüzünden, Avrupa''nın kapısında hep isteyici konumundayız! Avrupa ne yaparsa güzel yapar! Avrupa ne ederse iyi eder! Söze gelince,"Bir Türk Cihan''a Bedel!" , icraata gelince, topyekûn Türkler itilip kakılmakta!.. Daha ne kadar kendimizi kandıracağız? Fırsat verildiğinde Türkler, Avrupa Kalite Ödülünü alabiliyor. Yani en mükemmeli yapmasını becerebiliyoruz.

65 milyonluk, Avrupa''nın en genç nüfusuna sahip bizim ülkemizde temel sorun, 20 milyonluk işsizler ordusu ve kişi başına düşen 3 bin dolarla ifade edilen fukaralığımızdır. "Avrupa ne der"den önce kendimize, kendi ülkemizin meselelerine ve kendi milletimizin dertlerine bakalım! Bizim esas savaşımız fukaralığımızı yenmek olmalı. Avrupa yenmiş fukaralığı; tuzu kuru ve ahkam kesiyor!

Avrupa''da iş verene kahraman gözüyle bakılır. Zira istihdam oluşturmuş ve devletin yükünü aldığı gibi, ayrıca üreterek, satarak, para kazanabiliyor ve devletine de vergi ödeyerek kazandırıyor.

Bizde zengin, peşinen hırsız addedilir. İşyeri açmaya kalkıştığında bürokrasiyle imanı gevretilir, nerden buldundan tutun peşin vergiye kadar sürüyle mali takiple iflahı kesilir! Avrupa''nın ne dediğinden önce, bir kendimize bakabilsek!

Avrupa illetine tutulmuşlara da diyeceğimiz; ille de Avrupa, Avrupa diyorsanız; ne dediğinden ziyade ne yapıp edip zenginleştiğine bakın!