Türkiye''miz, son 30 yıldır ilk defa disipline oluyor. Adına "kemer sıkma" denen ve mütemadiyen halktan özveri beklenip uygulamaya konulan sayısız reçetelerin hiçbirisi tutmamıştır.
Neden?
Uygulayıcılarının beceriksizliklerinden tutmamıştır; art niyetlerinden dolayı tutmamıştır, uygulamak istedikleri reçeteler, ya kendi inançsızlıklarından ya da o reçeteleri tatbik mevkiine gereği gibi koyamamış olmalarından dolayı tutmamıştır.
Ülkemizdeki hükümet etme sürelerine bakınca, bu işin olamayacağı zaten ortada idi. Ama, olsun; siyasiler, bu acı ilaçları millete yutturmaya kalkışınca, mutlaka bir şeyler söyleyip, vadedeceklerdi; öyle de yaptılar.
Bunun sonucunda iki şey oldu. Birincisi, bu vaatlerde bulunan bütün siyasetçiler yalancı çıkıp, itibar kaybettiler. İkincisi ise, milletin çektiği çileler yanına kâr kaldı. Zira, hedefler açısından bir arpa boyu yol alınamadığı gibi, daha beter tablolarla yeni gelen iktidarlara devredildi.
Türkiye''mizi iflasın eşiğine getiren bu günübirlik popülist zihniyet, duvara toslayınca, siyasetçilerimizin yalanlarının da bittiğini gördük. Allem-kallem edecek halleri yoktu; çünkü sepette pamuk kalmamıştı!
Olanı, yandaşlarına peşkeş çektiler; kuyunun dibi görülünce, artık onların da IMF''ye ve AB şartlarına uymaktan, daha doğrusu teslim olmaktan başka çareleri kalmamıştı.
Bilindiği gibi IMF heyeti üç senedir çalışıyor ve mali tablolarımızı inceliyor. Adamlar, şaşkınlıkla işe koyuldular. Görülmedik, işitilmedik manzara ile karşı karşıya idiler. Üç haneli enflasyon, üç haneli faizler, iktidarın elinde, yandaşlara ikram etmek için parsellenmiş (hükûmet ortaklarınca) kamu bankaları ve devletin yüzde 55''le yönettiği adına karma ekonomi denen bir ucube ile karşılaşmışlardı. Nasıl şaşırmasınlar ki? Bu hal, dünyada görülmedik bir zulüm çeşidi idi ve çeyrek yüzyıldır, acımadan, insafsızca bu millete dayatılıyordu.
IMF''nin olsun, Dünya Bankası''nın olsun, dışımızdaki finansal kuruluşların dünya ve bilim ölçeğinde kriterleri var. Ve bizim dışımızda dünyanın hiçbir ekonomisinde "Yağma Hasan''ın böreği" yok...
Depremi de bahane ederek, biraz da sızlanarak, IMF''den 10 milyar dolar alırızın hayaline kapıldık.
"Yok öyle şey; burası Türkiye!" dediler ve acı reçeteyi uzattılar. Şunları, şunları, şu şekilde yaparsanız; size 4 milyar dolar veririz dediler. O da kontrollü bir şekilde ve gelecek üç yıl içinde...
Adamlar haklı. Ne demişsek, sözümüzü tutmayıp tersini yapmışız. Devamlı şekilde kredi tüketmişiz. Neticede, borç batağında sıfırı tüketince, sil baştan diyoruz. Yutarlar mı; elin oğlunu, bu kuzu millet mi zannettin?
Yeniden söz verdiler: Tekrar, kemer sıkacağız; yeni vergiler koyacağız, kamuda maaşlara az zam yapıp, malların fiyatlarını artıracağız...
Yani, bizim anlayacağımız, kabak yine bu fukara milletin başında patlayacak.
Fakat, dedik ya; biz bize benzeriz diye...
Daha ilk günden, içleri yandaşlara boşaltılmış beş özel bankaya devlet el koydu. Neymiş efendim; devlet, bu bankaları rehabilite edecekmiş! Bunun manası, bu fukara milletin dişinden tırnağından artırarak devletine verdiği vergilerden en az 5 milyar dolar, bu bankalara verilecek.
Sonra?
Sonrası, bankalar düze çıkınca, devlet onları satışa çıkaracak, ölme eşeğim ölme!.. Bundan önce de devlet 3 özel bankaya el koymuştu. Ne oldu?
Bunların içlerinin kimlere, nasıl peşkeş çekildiğini basın bas bas bağırarak söylüyor ve yazıyor. Tabii, kendi söyleyip kendi işitmekten öteye gidemiyor. Çünkü, işin ucunda bizi yönetenler var, onların yakınları, yandaşları var...
Yani, "Yağma Hasan''ın böreği" var...
Adalet arıyorsak; bu bankaların borçları sahiplerine ödettirilmeli. Veya bu borçlar peşkeş çekilen kişilerce karşılanmalı. Yok, adalet değil de zulümden zevk alıyorsanız... Yani insafınız kurumuşsa, bunları bırakıp yine millete yüklenirseniz, olur biter.
Her zaman olduğu gibi...
"Yok öyle şey; burası Türkiye!"
Öyle miii?

