Milletlerarası birçok teşkilatın üyesiyiz. Sadece coğrafi konumdan, yani stratejik konumumuz yüzünden, yüzümüze bakılıyor ve amiyane tabiriyle idare ediliyoruz! Dünya üzerinde en eski devlet geleneği olan, birkaç ülkeden birisiyiz, ancak; bu tecrübeyi, kalıcı dostluklarla perçinleyemedik. İrili ufaklı çeşitli ülkeleri dost ve müttefik olarak ifade etmemize rağmen, bu durum yalnızca laftadır. Maalesef, Türk Devleti''nin, dostluğuna güveneceği bir müttefiki yok! Dünya üzerinde bizim kadar yalnızlığa itilmiş ikinci bir ülke zor gösterilebilir!
Bunca düşmanı nasıl kazandığımıza gelince; evvela şu hususu belirtmekte yarar var; düşmanlık, karşımızdakilerin tercihidir. Karşımızdakiler, el ele vererek, önce imparatorluğumuzu yıktı, ardından da; yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti''ni, dünyadan adeta tecrit ettiler.
Önce, bölgemizde yalnız kaldık. Bunların çoğu, bizden ayrılma ve varlıklarını bize karşı koruma saplantısına girdi. Dünyayı idare etmekte olan güçlerin oyununa geldiklerini bilerek böyle davrandılar.
Çünkü; bunlardan hemen hiçbirisi gerçekten bağımsız değildi. Oyununa geldikleri devletlerin ileri karakolları konumunda idiler. Ağa-babaları ne diyorsa, harfiyen onu yapıyorlar ve asla onların direktiflerinden dışarı çıkmıyorlardı. Zaten, müstakil hareket etme ve ağa-babalarını dinlememe gibi bir şansları da yoktu. Devletlerinin olmayan kuvvet ve kudretleri, kendilerini bizden ayıranların ellerinde idi. Dünün iki kutuplu dünyasında bizi yanlarına aldı gibi gözüktüler ama, bu bizim kara kaşımız ve kara gözümüz için değildi. Tamamen kendi menfaatleri içindi.
Tek kutuplu kalan ve yeniden şekillenen dünyamızdaki yalnızlığımız ise, dünkünden beterdir! O zaman, hiç olmazsa, Komünist Blok''a karşı olmakla, birazcık da olsa bir kıymet-i harbiyemiz vardı. Şimdi o da yok! Olmayan İslam Dünyası''ndan kopmuşuz. Olmayan diyoruz, çünkü; bütün bir İslam Dünyası yalana teslim. Varlığımıza kasteden güçlerin ileri karakolları durumundalar! Türk Dünyası malum.. Kendi ayakları üzerinde durabilmeleri için, uzun seneler lazım. Ona da, fırsat ve imkan verileceğini hiç sanmıyoruz. Daha şimdiden, hepsi kafakola alınmış durumdalar! Geldiğimiz nokta itibariyle, iki seçeneğimiz kalıyor. Ya, her şeyimizi reddedip, onların istediği gibi olmak veya değerlerimizi korumak (!) pahasına dünyadan tecrit olmak.
Bu hal, ölümlerden ölüm beğenmek değil de nedir? Sen, istediğin kadar, Batı''yı, şunu bunu çifte standart yapmakla suçla! Sana haksızlık yapıldığını haykır! Kendin söyleyip kendin işitirsin o kadar!..
Uğruna 200 senedir hülyalar kurduğumuz Batı, cinayeti ve terörü destekleme pahasına katilleri iade etmiyor. Mahkemelerimize güvenmiyor! Hukukumuzu gayr-i medeni ve gayr-i insani buluyor!
Ne olacak şimdi? Bağımsız mahkemelerimizin vermiş olduğu kararları uygulatmıyor! Bizim idama mahkûm ettiğimizi o, suçsuz hatta kahraman görüyor! Oysa biz, o muhakeme hukukumuzu da, vaktiyle yine onlardan almıştık!
Evet; evet, ne olacak şimdi? Cevabı düşünülmeyen sualler, sizi deli etmiyor mu? Hem, etse bile artık, neye yarar ki?

