Yargıtay Başkanı''nın konuşmasını beğenenler ve beğenmeyenler oldu. Halbuki biraz düşünüldüğünde, vurgu yapılan konulara toplumumuz su kadar, hava kadar muhtaç.. Bizim hayret ettiğimiz konu, şimdiye kadar bu mevzuları dillendirip arzu eder gözüken kesimin, her ne olduysa karşı çıkmalarıdır. Dedik ya, biz meseleleri medeni şekilde tartışmasını bilmiyoruz! Bir mesele etrafında toplumu nasıl gereriz; onun hesabı içindeyiz! Yani, niyetimiz bozuk! Böyle olunca da meseleleri tartışır gibi yapıyoruz, aynı mesele etrafında derhal kamplara bölünüyoruz; esas tartışılan konuyu unutup, birbirimizi suçluyor ve itham ediyoruz.
Mesele, durduğu yerde duruyor biz, boğuştuğumuzla kalıyoruz. Ne hazindir ki, bir kısım çevreler, daha doğrusu Yargıtay Başkanı''nın konuşmasını beğenmeyenler, onun ardından konuşan Barolar Birliği Başkanı''nın konuşmasını cevap niteliğinde görüp alkışladılar.
Bize göre hatipler, konuşma metinlerine nazaran yer değiştirmeli idi. Yargıtay Başkanı''nın metnini Barolar Birliği Başkanı okumalıydı. Sayın Sami Selçuk Yargıtay Başkanı seçilinceye kadar bu durum böyle olmadı mı? Her şeyin çifte standardına şahit olmuştuk da, yargıdaki bu hali doğrusu beklemiyorduk. Yargıda çifte standart demek, bizzat yargının kendisini inkar ve iptali demek olur ki, bu hal en iptidai toplumlar için dahi, ölümlerden ölüm beğenmektir! Yargıtay Başkanı''nın vurgu yaptığı hususların hemen hepsi Kopenhag kriterlerinde mevcut. O kriterler de her hukukçunun ideali. Siz, bir yandan bu kriterlere sahip çıkacak ve bunlar olmadan medenileşemeyeceğiz diyecekseniz, diğer yandan da aynı kriterleri, sizden başkası dillendirdiğinde de karşı çıkacaksınız! Hem Avrupa''lı gözükeceksiniz, hem Avrupa normlarını ister ve onlarsız muasır medeniyeti yakalayamayız diyeceksiniz; buyurun, hadi dendiği zaman da yan çizeceksiniz. Üstelik suret-i haktan gözükerek. Şu mantık sefaletine bakın ki, Yargıtay Başkanı''nın mevcut Anayasa''yı ''özürlü doğdu!'' şeklindeki eleştirisi de eleştiri konusu oldu ve akıllarınca Başkan''ı uyararak, ''öyleyse, siz de o özürlü Anayasa''nın ürünüsünüz!'' demek gafletinde bulundular. Halbuki o Anayasa''yı, yazılmasından, oylanmasına ve muhtevasına kadar beğenmeyenler ve değiştirilmesini isteyenler bizzat kendileri idi! Yargıtay Başkanı''nın hukuk ve hukuk devleti adına dile getirdiği gerçekleri görmezlikten gelmek ve bunu hukuk adına söyleyebilmek tek kelime ile talihsizliktir. Bu, devekuşu misali başını kuma gömmekten başka ne mana ifade eder? Unutmayalım ki biz, saklandığımızı zannetsek de birileri, o ''ayıplı'' ve gerçekten ''özürlü'' halimizi görüyor ve böyle gitmez diye bize, dayattıkça dayatıyor! Bütün bu dayatmalar karşısında eğilmek ve şahsiyetinden taviz vermek daha mı iyi? Öyleyse mesele yok!

