Kaydet
a- | +A

Türkiyemiz, acayiplikler ülkesidir, vesselam...

Sn. Ecevit, fazilet göstererek; "Eski söylemlerimi terk ediyorum. Dünya ve çağ değişti. Bizim de değişip bu çağa ayak uydurmamız lazım. Çıkarmak zorunda olduğumuz Tahkim Kanunu''nun, kapitülasyonla falan alakası yoktur..." dedi.

Ne hazin bir tecellidir ki, vaktiyle aynı kanunu iptal ettirmek için Anayasa Mahkemesi''ne müracaat eden ve iptal ettiren de Sn. Ecevit ve arkadaşları idi!

Geç de olsa (75 yaşında) Sn. Ecevit''in dünyadaki değişimi ve gerçekleri görmesi ve de kabullenmesi sevindiricidir.

Ya, hâlâ yanlışta ısrar etmiş olsaydı, ülkemiz ve insanlarımız için daha mı iyi olurdu?

Farkında olalım olmayalım, Türkiye''de katı devletçi sistem, ilk defa olarak, gerçekçi bir şekilde değişim sürecine girmiştir.

Bugüne kadar yapılan bütün Anayasa''larda yerini koruyan devletçilik anlayışı, ilk defa olarak "özelleştirme" ile ortaklık kabul etmiş oluyor.

Anayasa''larımıza konulamayan bu "özelleştirme" kanunu yüzünden -bu manada çıkan her kanunu- Mümtaz Soysal ve aynı zihniyetteki yandaşları tarafından üst mahkemelere gidilerek iptal ettirilmiş; ve bunun neticesi olarak, yalnızca PTT''nin (T)sini vaktinde özelleştiremediğimiz için 30 milyar dolar paramız heba olmuştur!

Zaman tünelinde kalmış bir kısım insanlar, özellikle topluma yön verdiğini zanneden yazar-çizer takımı, Sn. Ecevit''i suçlayarak "dönek!" dediler...

İşte sevgili okuyucularım; Türkiyemizin iki asra yakın çektiği bu kafadandır. Gerçek gerici ve tutucu kafa budur!

Türkiyemiz ve Türk insanı ne çektiyse bu kafadan çekiyor. Çünkü, bu kafa ilericilik iddiasında olup, ön safı kimselere bırakmaz. Babasının tapulu mülkü gibi yapıştığı o en ön safa, kendi cibiliyetinin dışında kimseleri sokmaz.

Oraya sülük gibi yapışır, milletin kanını emer!

O kafanın tuzu kurudur. Çünkü devletin imkanları kendisinin ve yandaşlarının elindedir. Onun ve onun gibilerin neyine gerek değişim!

Dünyadaki gelişmelerden ona ne? O, rahatını sülük gibi emdiği milletin kanında bulmuştur.

O kafayı yeni nesiller bilmez. Vaktiyle bir Ankara Valisi vardı; (N. Tandoğan) yine kendi partisinden komünizan fikirlere kapılan solcu üniversite talebelerini karşısına alır ve şöyle der: "Gençler siz ne istiyorsunuz? O adını ettiğiniz komünizm iyi bir şeyse, biz onu getiririz! Sizin ne haddinize!.."

Ekonomide devletçiliği dünya, 20. asırda yaşayıp gördü. Üstelik bu komünizm denen meret, ekonomideki iddiasıyla milyonları kandırmıştı. O zaman, demir perde vardı da göremiyorlardı, bilmiyorlardı diyebilirsiniz. Demir perde de yıkıldıktan sonra komünizm sefaletini görmemek için ya kör, ya da dünyada emsali bulunmayan yalnızca bizde bulunan

o kafayı taşımak gerekiyor.

Gidiniz, komünizm şalının üzerinden kalktığı ülkeleri gezin ve ibret nazarıyla seyredin sefaleti!.. Adamlar, 1930''u yaşıyor! Ayyaş ve işsiz güruhundan iş bulabilenler, 30 gün (1 ay) karşılığı olarak 10-15 dolara çalışıyorlar. Evet, Türk parası ile aylıkları 5 milyon TL...

Karınlarını doyurmak ve para yüzü görebilmek uğruna kızlarını, fahişelik için dünyanın dört bir tarafına, çil yavrusu gibi dağıttılar!

Oralarda da eski günlerinin (komünizmin) hasretiyle tutuşan gericiler var. Onlar da resmi arabayla gezen ve milletinin kanıyla beslenen sülüklerden başkası değil!..

Tek tek hepsine bakın, ya Komünist Partisindedir ya da gizli servisten!..