Hiçbir şey, eskisi gibi değil ekonomik hayatta.
Nerde on, onbeş yıl önceki ticaret?
On, onbeş yılı bir yana bırakın, beş yıl önceki gibi de değil, üç yıl önceki gibi de...
Her geçen gün, biraz daha daralıyor gibi iş hacmi.
İlginç bir dönemden geçiyoruz galiba. Bir türlü genişlemedi şu dar boğaz!
Böyle söyleyerek, sizin moralinizi bozmaya hakkım yok benim.
Öyle ya, bu köşe, moral bozma köşesi değil! Aksine, hiç değilse haftada iki gün, "Biz Bize"yi okuyanın morali yükselmeli... Gülücükler açmalı yüzünde.
-Madem öyle düşünüyorsun da, ilk beş on cümleyi niçin yazdın Güler Hanım?
Diye soruyorsunuz, öyle mi?
Bir gerçeğin tespitiydi o yalnızca.
Ancak, bir şeyler söylemek istiyorum ben bu konuda.
Bir dost, bir yakınımız ya da bir misafirimiz, nezaket icabı:
-Nasılsınız? İşleriniz nasıl?
Diye sorduğunda:
-Çok kötü!.. Çok, çok hem de... Yaprak kıpırdamıyor piyasada. Dün, dünü aratıyor; gün, günü... Nerde 80''li yıllar, nerde Özal''lı günler? İflasın eşiğindeyim. Ha battım, ha batacak...
Deyip de sorup soracağına pişman etmeyin kimseyi.
Tabii, dertleşmek sizin de hakkınız ama bir meslektaşınıza, aynı işi yaptığınız bir komşunuza söyleyebilirsiniz bunları.
Böyle seylemekle neyi halletmiş olursunuz?
Hem kendi çalışma şevkinizi kırmış olursunuz, hem karşınızdakini...
Böyle yapacağınıza:
-Elle gelen düğün bayram! Yalnızca ben değilim ya iş yapamayan... Yalnızca ben değilim ya kazanamayan. Biz, neler görüp yaşadık bugüne kadar! Bunlar da geçer! "Her gecenin gündüzü vardır" diye boşa söylememiş ya şair. Sabretmeliyim; sabretmeliyiz. Kimsenin moralini bozmaya hakkım yok benim. Aksine, moralini yükseltecek, dayanma gücü, çalışma azmi ve hevesi aşılayan sözler söylemeliyim herkese...
Diye sık sık uyarılarda bulunmalıyız kendimize.
Doğrusu ve güzeli bu bence.
Halkımız ne hoş söylemiş:
"Kara gün, kararıp kalmaz ya!"

