Kaydet
a- | +A

Yeni yılın ya da yeni bir yüzyılın, dahası yeni bir binyılın dördüncü günü...

İçimde garip duygular... Sevinç, hüzün, umut... Hepsi birbirine karıştı gitti.

1999''u hiç sevmedim ben. Sevinçlerimiz de oldu, acılarımız da... Ama çoktu, büyüktü, derindi acılar.

- Aman Güler Hanım, geçmişe değil, geleceğe bak. Sen, her zaman öyle söylemez misin bize?

Diyorsanız şimdi, haklısınız vallahi!...

Hatta, hatta... Mevlânâ''nın söylediği gibi: "Dün geçti, yarının ne getireceği ise belli değil; bugünü yaşamaya bak cancağızım, bugünü yaşamaya bak" mı desek?

Doğru ya... Dün için üzülüp durmanın kime, ne faydası var?

Yarınsa, ne olacağını bilmiyor hiç kimse. Öyleyse, bütün enerjimizi "bugün"de yoğunlaştırmamız gerekmez mi?

Ben, söz verdim kendi kendime. Öyle yapacağım bu yıl.

Size de tavsiye edeceğim. Mevlânâ''nın bu sözünü rehber edinin kendinize. İçinde bulunduğumuz ânı değerlendirin, o günü, o saati, o dakikaları yaşayın.

Hayat o kadar kısa ki... Ne kırmaya değer, en kırılmaya...

Bilerek ya da bilmeyerek yaptığımız hatalar olabilir.

Önemli olan, hiç hata yapmamak değil, yapılan hataların farkına vararak, aynı yanlışları ikinci bir kez tekrar etmemektir.

Bir yeğenim var. Adı Ekinç... 19 yaşında henüz... Öylesine olgun ki!.. 29 yaşındakilere taş çıkartır:

- Teyze, diyor, özür sözcüğünü sevmiyorum ben. Çünkü o, hata işlendikten sonra söylenir. Bence, dikkat edip büyük yanlış yapmamalı insan, yaptıysa da özür dilemekle olmaz, bedelini ödemeli.

Düşündüm de doğru söylüyor sevgili yeğenim. Bu yaşta, ne büyük olgunluk!..

Haklı... Sen, istediğin gibi davran, ağzından çıkanı kulağın duymasın... Yalan söyle, iftira et... Sonra da "özür dilerim." deyivererek ödeşmiş olalım.

Nerde bu yoğurdun bolluğu?

.........

Ameliyat olan değerli yazarımız M. Necati Özfatura''ya geçmiş olsun diyor, acil şifalar diliyorum.

G. E.