BİLİRSİNİZ... Bizler, görünmeyen ile hallaşıp dertleşmeyi yeğleriz. Mücerretle olan dostluğumuz binlerce yıl evvelinden başlar da gürsoluk bugünlere erişir. Şu manzaraya bakın. "Ne var ne yok?" sualinin, böylesine dallı budaklı ve dünyaları kucaklayan bir sorunun cevabı gene aynı mükemmellikte ve ibrişim dokuludur: "İyilik, sağlık..." İşte bu hâl, bize has öyle bir inceliktir ki, alır da adamı güzellikler kervanına kervancıbaşı yapar. * * * "Delikanlı" kelimesi yeryüzünün hiçbir sözlüğünde yok. "Gönül" de öyle. Demek ki bizler, mücerretin kucağında büyüyen bol hayalli, fevkalâde nasipli, aranası bir kültürün talihli fertleriyiz. "Bu da geçer Yâ Hû" tevekkülündeki buruk ama tatlı gücenişler; atasözlerimize, tâbirlerimize parfüm gibi sinmiş, usulca saklanmıştır. * * * Dertlerini turnalara anlatan millet var mı ki? Yeşil başlı ördekle bizden başka kimler konuşuyor? Sabah rüzgârının; sitemli selâmlar, yürek burkan ahlar, giderilmez özlemler taşıyıp durduğu kültür hangisi? Etmeyin, eylemeyin... Çorbaya daldırdığı kaşığını bile süsleyen bir başka ulus tanıyor musunuz? Biz işte buna zenginlik deriz. Ayıp değil, övünürüz hatta. * * * Şarkılarımız; dağlarla, bulutlarla kavgalaşmıyor mu? Türkülerimiz "Kuruyası" çaylarla, Fırat''la, kızılası Kızılırmak''la söyleşmiyor mu? Evet... Ama sebebi var. Derttir, sitemdir, şikâyettir; sevdiğimize ya da kaderimize demeyiz de, tutar ılgıt ılgıt esen rüzgârla iletiriz. Kalb kırmaktan çekinmenin, ithamın, serzenişin asıl muhâtabı, muhâtap olması gereken mâsum sembollerdir. Bunun öteki adı edep. * * * Meseleye geleyim... Son dönemlerde fazla ucuz şarkı ve pop sözleri duymaktayız. Apaçık, parmağım gözüne misâli, yavan ve paldır küldür güfteler ortalıkta pervasızca cirit atıyor. Aşk şarkıları artık seks bağırtıları olmuştur. İncelik, zarâfet?.. Yok. Seviye, çağrışım?.. Hak getire. Edep?.. Kim kaybetti de bizimkiler bulsun? Ne kadar üzülsek yeridir. * * * Hangi televizyonu açsam, bayat çığlıklar. Hangi ekranı dinlesem; fakirlik, yerlerde sürünüş, basitlik. Olmaz. Bu kadar hafiflik cehalete işarettir. Pop ve rock ciddiye alınmazken, hâlâ klâsik Türk mûsikisi en önde ve en yüksek basamaklarda. Niye? Çünki halkımız, ucuz çığlıklara metelik vermiyor. Bütün assolistleri klâsikçilerden seçiyor. Anlayın artık. Sanatkâr öz kültürüyle barışık değilse iki haftalık ömrü vardır. * * * Uuuff... Ortalıkta ne kadar çok ölü duruyor? ............. GÜNÜN KİTABI: "Bırak Eşkıya Bellesinler"... Yazan: Halûk Kırcı. Eser; Susurluk, Çete, Mafya konularını apaçık ve mertçe aktarıyor. PKK ve Abdullah Çatlı için bilinmeyenleri veriyor. Dil başarılı, üslûp dürüst... Yararlı bir çalışma.
Tel: (0212) 527 05 77 Burak Yayınları

