TÜRKİYE yaman bir deprem geçirmeliydi ama, böylesi değil. Asıl zelzele kafalarda, idraklerde, şuurlarda olmalıydı.
Felek yakalarımızdan tutup, tek tek hepimizi silkelemeliydi:
"Avanak, şu tarihini öğren artık!"
"Sebepsiz ikiliklere bir son ver!"
"Abullabutların, kıytırıkların, içinizdeki yâd ve yabanların ''hık'' deyicisi olmaktan vazgeç!"
"Kendini kötülemekten kurtul!"
* * *
Bizi kendimize getirecek böyle bir sarsılışa ihtiyacımız vardı. Bu sarsılış bizi yıkmaz, toparlardı. Kara uykulardan uyandırıp, gerçeklere ve sağlamlığa doğru yöneltirdi.
Güzel insanlar olurduk.
Vefâyı öğrenirdik. Sonra; kırıcılığın, yıkıcılığın, ayırımcılığın beş para etmezliğini.
Adam olmanın, birbirimize tahammülden geçtiğini anlardık.
* * *
Bize bir deprem lâzımdı.
Ama böylesi değil.
* * *
Bize bir deprem gerek Mustafa!.. Mustafa, bize bir sarsılış getir!
Sendikacı sendikacıyı yiyor.
Sanatkâr sanatkârın gammazı, kaatili, tetikçisi.
Siyâsetçi siyâsetçiyi itecek kuyular arıyor.
Gazeteci, elde kazma, yıkacak temel peşlerinde.
Şairler müteahhitliğe soyunuyor, yetişin!
Kızılay çadırlarında 500''er delik.
Acele et Mustafa, bize bir sarsılış getir...
* * *
Bize bir deprem sâhiden lâzımdı.
Ama böylesi değil.
* * *
Şu usta, ekmeğin gramajından kırpıyor. Cinayetin fiyatı 3 yıl on güne indi. Pazar yerindeki satıcı çürük domates karıştırıyor fileme. Pazarlık etmezsen, hamal bile tepene biniyor.
Trafikte sağımdan 120''yle geçiyorlar.
Ve 68''liler, yani anarşi tüccarları makbul adam sayılıyor.
Acele et Mustafa, bize bir sarsılış getir!
* * *
Birbirimizin yanından selâmsız geçiyoruz. Eli kalem tutanlar kara boyacı... Topyekûn haset ve fesat adreslerine koşar gibiyiz.
Kanundan korkmuyoruz, Mustafa!
Ayıptan çekinmiyoruz.
Günahtan ürkenimiz giderek azalıyor.
Mustafa acele et. Bize bir sarsılış getir!
* * *
Dediklerimizi kulaklarımız duymuyor. Ve doymuyoruz dedikoduya, iftirâya, boya çalmaya.
Bize bir deprem lâzımdı.
Ama böylesi değil.
Acele et Mustafa!.. Bize bir sarsılış getir!
Mustafaa!.. Mustafaaaaa!!...

