İLİM adamlığı zor iştir. Bu sıfatı herkes taşıyamaz ve kaldıramaz. Profesör dediğin kişi uluorta konuşuyorsa ünvanını yaralar, ilme kötülük eder.
Türkiye''de zaman zaman böyle isimler çıkıyor. Halil Berktay, kendisiyle yapılan bir röportajda sap ile samanı iyice birbirine karıştırmıştı. Tam cevap vereyim diyorken, Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür beyefendiden tokat gibi bir karşılık geldi.
Belge niteliği taşıyan bu karşılığı sütunuma koymak gerekiyordu. Çünki fevkalâde ibretli. Buyurun:
***
"9 Ekim 2000 tarihli Radikal gazetesinde Prof. Halil Berktay''ın Ermeni meselesi ve soykırım iddialarına ilişkin mülakatını esefle ve üzüntüyle okuduk. Bilim adamı sıfatını taşıyan bir insanın, ideolojik bağnazlıktan kurtaramaması, tarihi kendi düşünce kalıplarına sıkıştırarak yorumlamaya kalkışması öncelikle taşıdığı sıfatla bağdaşmamaktadır. Anlaşılan Bay Berktay ülkemizde Marksist-Maoist bir rejim kurmak için çalışan illegal bir örgüt içerisinde vaktiyle üstlendiği rolün ve irtibatların etkisinden hâlâ kurtulamamış.
Halil Berktay iddialarına dayanak olarak, Dev-Yol cinayetlerinden hükümlü olduğu hapishaneden yıllar önce kaçarak Almanya''ya sığınan eski bir yoldaşını göstermek yerine, bütün dünyanın saygı duyduğu yerli ve yabancı gerçek bilimadamlarının tesbitlerine itibar göstermeliydi. 1919 yılında yurdumuzu işgal eden İngiliz ve Fransızlar''ın, Ermeniler''le birlikte yerli işbirlikçilerine kurdukları Divan-ı Harp''de, Türkler''i peşinen mahkûm etmeye çalışan zihniyete karşı, Ziya Gökalp''in müfterilerin suratlarına kamçı gibi çarpan sözlerini ibretle hatırlıyoruz: "Milletimize iftira etmeyin; Kıtâl değil, mukâlata vardır. Türklerle Ermeniler muharebe yaptılar, iki taraftan da ölenler oldu."
O karanlık dönemde işgalciler bütün çabalarına ve ellerindeki her türlü imkana rağmen milletimizi suçlayacak herhangi bir belge bulamadılar. Tahkikatı yürüten İngilizler, başsavcının aslında bir itiraf teşkil eden yazısıyla, Malta''da soykırım yapmakla suçlayıp yargılamaya hazırladıkları yönetici ve aydınlarımızı bırakmak zorunda kaldılar...
Halil Berktay saplantılarından bir bilim adamına yaraşan objektif tavırla Anadolu''da araştırma yapmalıydı. Erzurum, Erzincan, Sivas, Van ve Iğdır gibi bölgelere ve özellikle köylere gitmeliydi. İnsan kafalarından yapılan kuleleri, hâlâ toprak altından tam olarak çıkarılmamış haldeki toplu mezarları görmeli, vahşice katledilen, camilerde yakılan insanların hikâyelerini öğrenmeliydi. Bunları yapsaydı Ermeniler için akıttığını söylediği gözyaşından bir kısmını belki de hunharca katledilen Türk ve Müslümanlar''a ayırmak gereğini duyabilirdi.
Halil Berktay 600.000''den fazla Ermeni''nin öldürüldüğünü ve bu katliamı üst düzey devlet yöneticileriyle Teşkilât-ı Mahsusa''nın düzenlediğini söylüyor. Ülkenin ateş çemberi içinde kavrulduğu umutsuz bir dönemde millî varlığı savunabilmek için canlarını pervasızca ortaya koyan ve dört bir cephede muhteşem kahramanlık destanları yazan, Millî Mücadele''nin başlangıcındaki çok kritik süreçte mücadeleyi ateşleyen o yiğit insanlara bu iftirayı savurabilmek için insanın nasıl bir ruh haletine ve zihniyete sahip olması gerektiği ortadadır.
Anadolu''da o sıralarda yaşayan toplam Ermeni nüfusunun 1.200.000 civarında olduğunu ciddi araştırmacılar hep söylerler. Bunlardan 200.000''inin Çarlık Ordusu saflarına katıldığı, 500.000''den fazla Ermeni''nin Ermenistan''a göçtüğü bilinmektedir. Suriye ve Lübnan''a intikal eden yüzbinlerce Ermeni''yi ve Cumhuriyetin kuruluşu sırasında Anadolu''da ve İstanbul''da yaşayan 250.000 civarındaki Ermeni nüfusunu bu rakamlara eklediğinizde Halil Berktay''ın iddialarının asılsızlığı ortaya çıkar.
Öğrendiğimize göre Prof. Berktay kardeşlerinden biri illegal komünist örgüt militanlarınca katledilen Sakıp Bey ve kardeşlerinin kurup işlettikleri Sabancı Üniversitesi''nin öğretim kadrosunda bulunuyor. Sabancı ailesinin tercihi elbette kendilerine ait bir mesele; ancak bu ilişkinin çok ilginç bir ironi oluşturduğunu söylemek zorundayız."

