ASLAN bir gün kurt ile tilkiye "Gelin, demiş. Aramızda AB diye bir birlik kuralım."
Kurt, "Yani Avrupa Birliği demek istiyorsunuz" deyince aslan gülmüş: "Hayır, Avlanma Birliği."
Öyle yapmışlar. Aslan, kurt ve tilki o gün akşama kadar uğraşıp, bir inek, bir keçi, bir de tavşan avlamışlar. Avlar ve avcılar bir araya toplandığında aslan kurda dönüp:
-Haydi göreyim seni. Bu avları âdil bir şekilde paylaştır, deyince, kurt kararını bildirmiş:
-Haşmetmeab aslanımız! Kral olarak inek size yakışır. Keçi bana, tavşan da tilki kardeşime.
Der demez aslan, korkunç kükremiş:
-Bre alçak!.. Koskoca krala bir tek ineği mi münasip görüyorsun?
Bir pençe darbesiyle de kurdu savurup öldürmüş. O hızla tilkiye dönmüş:
-Sen paylaştır. Ama âdil olsun, hak geçmesin!
Tilkicik bir iki yutkunduktan sonra kararını bildirmiş:
-Sayın Kral!.. İnek sizin yarınki kahvaltınıza çok yakışır. Keçiyi öğleyin, tavşanı da akşam yersiniz.
-Aferin sana, demiş aslan. Adaletli paylaşım dediğin böyle olmalı.
* * *
Yanlış anlaşılmasın. Şimdi bu fıkrayı ne Avrupa Birliği''ndeki tuhaflıkları, ne bizdeki memur maaş artışlarını nazara vermek için yazmadım.
Paylaşımdı, adaletti derken bakın aklıma ne geldi. Yıl: 1964. Adalet Bakanımız Sâhir Kurutluoğlu bir gün gazetecilere apaçık şöyle dedi:
"Eğer sırtını; Anadolu''da kuvvete, Ankara''da devlete, İstanbul''da da servete dayamadın mı yandın kardeşim."
Aradan kaç yıl geçmiş? 25 yıl...
25 sene sonra da durum aynı mı ki?
Sanmam... Devlet oradan buradan el-etek çekme telâşında. Artık sırtları devlete dayama bayramı bitiyor. Çeteler meteler bir bir dağıtılıyor. Böylece kuvvet de saf dışı bırakılacak.
Amma...
Servet, yani para gücünün krallığı daha uzun süre devam edecek. Etsin bakalım. Keşke Türkiye varlık ve bolluk ülkesi diye bilinse, döviz rezervlerimiz 300-500 milyar dolarlara erişse... Herkes yaman kazansa.
* * *
"Varlık barıştırır, yokluk döğüştürür" denmiş.
Doğru söylenmiş.
* * *
Adamın biri, kucağında iri bir somun, duvar dibinde ağlıyorken, oradan geçen delikanlı meraklanmış:
-Beyamca niye ağlıyorsun?
-Ağlarım elbet. Köpeğim az önce açlıktan öldü.
-İyi de, niçin o somundan bir parça vermedin?
-Niye vereyim, demiş adam... Ekmek parayla, ama gözyaşı bedava.
* * *
İşte böyle. Bazıları bedava diye ağlayıp üzülür. Yaşarken dönüp bakılmayanlar ölmeye görsün. Arkasından ne yazılar yazılır, ne ağıtlar düzülür.
Dünyanın değişeceği yok.
Devran devranlığından, insan insanlığından vazgeçmiyor. Her dönemde iş başa düşüyor yani. Başkalarından birşeyler umarak yaşamanın da, ölmenin de tadı yok.
Ne demiş aslan?.. Ne demiş köpeği ölen cimri adam?
Ve ne demiş bizim Adalet eski Bakanımız?
* * *
Neyse, onları unutun da benim dediğime bakın: İyi Pazarlar efendim.

