Kaydet
a- | +A

ARADAN yirmi yıl geçmiş. Ama çoğumuz o tarihi dün gibi, hoşlukla hatırlar. Kimileri ise "12 Eylül sabahına nasıl geldik?" sualini kendilerine bile sormaktan korkarlar.

Kestirmeden derim ki; 27 Mayıs 1960 darbesi ne kadar haksız ise, 12 Eylül harekâtı aynı ölçüde yerindedir. Şap ile şekeri birbirine karıştırmayalım. Millete karşı mert olalım.

¥¥¥

Caddelerde, otobüs duraklarında hatta evlerde takır takır adam vuruluyordu. Günde 20-30 kişi sol silâhlılar tarafından öldürülüyor, bankalar, işyerleri soyuluyor, gün batımından sonra kimse dışarı çıkamıyordu.

Kolaysa, yalan deyiniz.

Aynı sol, Fatsa''dan Anamur''a bir sınır çekmiş, "Doğu''da kalan kısımda sadece biz varız" diye bağırıyordu. Polisler, öğretmenler, sendikalar hatta adaleti temsil edenler ikiye bölünmüştü.

Kolaysa, yalan deyiniz.

¥¥¥

Ve Meclis, altı aydır bir Cumhurbaşkanı seçemiyor; çâresiz, ümitsiz, bir adım öteyi göremeyen partiler, son ve kırıntı gayretleriyle birbirini yiyordu.

Kolaysa, yalan deyiniz.

Türkiye; darlığa, kıtlığa mahkûm, son 600 yıldır ilk defa düştüğü 20 Sent''e muhtaç haller içinde; dermansız ve arkasız kıvranıyordu. Üç kuruşluk yağ, benzin, kalorifer yakıtı hatta kahve bulunamıyordu. Çöküşe çeyrek vardı.

Kolaysa, yalan deyiniz.

Halk ise gece gündüz askere öfke yağdırmakta idi: "Nerede kaldınız? Bitiyoruz!"

¥¥¥

12 Eylül aslında bir generaller darbesi değil, milletin toplu bir kalkışmasıdır.

Eğri oturup doğru konuşalım.

Halkın yüzdeyüze yakını böyle bir hareketi aylardır özlüyordu. Halk irfânı, çok sevdiği ordusunu âdeta geç kaldığı için azarlıyordu: "Çabuk olun, bu ne yavaşlık!"

Ve asker geldi.

Ha bitti ha bitiyor, gitti-gidiyor raddelerindeki rejimi, ülkesiyle birlikte toparladı. Vaziyetler, namuslu gözle böyle görünür efendim.

12 Eylül 1980 harekâtı bal gibi bir halk hasretidir. Asker sadece hasretlere öncülük etmiştir.

¥¥¥

Bu harekâtın tek ve yürek burkan yanlışlığı, askerin milliyetçilere karşı dolduruşa gelmesi ve hiç hakedilmeyen cefâları bu çocuklara revâ görmesidir.

Sanırım bu ters tavır askerin yüreğinde bitmez azalmaz sızılar halinde yirmi yıl sonra bile kımıldayıp duruyor..

................

Halil Topoğlu, Hüseyin Kurt, Selâhaddin Göktaş, Mehmet Kemal Dindar, Metin Daylan, Gönül Aytanç, Mehmet Tükenmez, M. Akif Yıldırımlar, Halit Özket... İlginize çok teşekkür. Gözlerinizden öpüyorum.