SUSSUNLAR ve kenarda dursunlar! Son zamanlarda "Devlet"in kutsallığını yerlere çalma heveslisi ağızlardaki menteşe fazla gıcırdıyor. "Devlet de neymiş" ilkelliğinin, "Millet te kimmiş" temelli çürüklükten kaynaklandığını elbet bileceksiniz.
Ve gene farkındasınız ki, yüz bulucuların kirli astar peşlerinde seyirtişi yeni değildir. Tenkid hürriyeti adına mukaddeslerle kavgaya girişen malûm kadrolar böylece tarih ve kültür yetimi olduklarını da cahilce ortaya döküyorlar.
Sussunlar ve kenarda dursunlar!
* * *
Altıncı yüzyıldan yani Göktürklerden itibaren bizlerde devlet, "Yediren, giydiren, barındıran", sosyal yönü olabildiğince ağır, kurumlar üstü bir güven olarak algılanır.
Veee...
Koca Osmanlı''nın dualı ağzıyla "Din ile devlet, mülk ile millet" birbirinden ayrılmaz harikulâde kutsallarımızdır, başlara tâcdır. Bu dört kutsal aynı yükseklikteki coşkulu ve eksilmez sevgilerle çepeçevre koruma altındadır.
* * *
"Din ile devlet, mülk ile millet"
Birini reddetmek dahi millî kültüre olduğu kadar dünlere de, yarınlara da ihanettir.
* * *
Cumhuriyetimiz, "İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir milletiz!" gerçeğinde boy atmış, böylece "Din ile devlet, mülk ile millet" kutsalı önünde erkekçe selâm durmuştur.
Hiçbir demokraside (evet, hiçbir demokraside) imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir millet şuuru yer almıyor. Cumhuriyeti bizler o sebeple, dayandığı kutsallar yüzünden bağırlara basar, sevinir, onunla şereflendiğimizi hissederiz.
Sussunlar ve kenarda dursunlar!
* * *
Ne düşünürseniz düşünün. Hangi çirkefi pazarlarsanız pazarlayın. Hangi zifir renkli rüyayı görürseniz görün.
Ama, "Din ile devlet, mülk ile millet" idealine sakın ola kiralık ve kirli ağızlarla, yaban kalemlerle saldırmayın. Bu kavgadan mutlaka yenik düşersiniz.
Darmadağın olur, milletin reddine uğrarsınız.
Nice zamandır bazılarının başlarına gelen bu. O yüzden:
Sussunlar ve kenarda dursunlar!
* * *
Hürüz, demokratız, güçlüyüz.
Şüphe yok.
Daha hür, daha demokrat, daha güçlü iklimlere de tâlibiz. Yön o yanadır, hasretler o istikameti işaretler. Kutsal ideallerin önünde durmak, "Din ile devlet, mülk ile millet" kucaklaşmasını engellemek bu toprağın aydınlarına yakışmıyor.
Harikulâde bir reçete önümüzdedir.
Bu reçete inanılmaz müjdeleri de beraberinde taşıyor. Tabii çözebilenlere.
* * *
"Din ile devlet, mülk ile millet!"
Bu dört unsur; sür''ati, beraberliği, aydınlığı, kenetlenmeyi, heybeti, hakimiyeti, barışı, varlığı, altın aynalarla yüzümüze tutuyor.
"Böylesiniz, böyle olmalısınız, böyle kalmalısınız!" diyor.
* * *
Susunuz ve artık kenarda durunuz!
Bizim, şuursuz aktörlerle kaybedecek zamanımız yok.

