GENE böyle şirinlerden şirin, fazlaca özlenmiş günler içindeymişiz ki, zamanın padişahı dillere destan bir iftar vermiş. Sarayın; ışık, renk ve gökkuşağı misali hâreler püskürten serin salonunda; devrin seyfiyesi de, ilmiyesi de yerlerini alıp, ipek tüller ve billûr camlar ötesinde bir işaret, bir ezan sesi ya da çok özel ve korkutmasız Ramazan topları bekleşiyorken, Sultanlar Sultanı Padişahımız hemen yanındaki Başvezir''in kulağına hafiflerden hafif eğilip:
-Muhterem, demiş, ömrünüzde böylesine güzel bir iftar görmüş mü idiniz?
Başvezir gayet rahat ve tebessümler içinde cevaplamış:
-Evet efendim, gördüm... Geçen yıl bendenizin fakirhânesinde, ufacık sofralarda verdiğim iftar.
Sultan, şaşırıp hiddetlenme kapılarında azıcık eyleşip, pembelenerek sormuş:
-Nasıl olur?
-Çünki, demiş Başvezir, benim iftarıma üşenmeyip ve lûtfedip siz Padişah efendimiz gelmişlerdi.
* * *
Aslı var yok, bilemem. Ama gayetle okşayıcı bir hikâyedir ki; yalnız evlerin, kasırların, sarayların değil, sofraların da ancak ve sadece gelen giden ile mânâ kazanıp rütbeleneceğini dürte düşündüre anlatır.
* * *
Eski Istanbul, rüyâları süsleyen pâyitaht... Yani bir cihan devletinde, yeryüzü başkentlerinin en kutlusu; velîleri ve türbeleriyle de en mutlusu.
Böyle bir haşmet hem de hürriyet iklimine ne yakışır?
Ferahlık, güven, herkes ile barışıklık.
İşte aynen öyle... Ramazan müddetince; bey, vezir, paşa konaklarının, dâhilhânelerinin, sâhilhânelerinin kocaman kapıları hemi gece hemi de gündüz ardına kadar açık duracak ki; dileyen iftara buyura, isteyenler sahur vakti sorgusuz sualsiz beğendiği sofraya oturabile.
Bu hakikat her tarihçi diliyle de, kalemiyle de belgelidir efendim. İftar zamanı mahalle zenginleri dahi kapılarını açık tutar, bol misafir uğraması için pencere önlerinde iki gözü de ıslak, Ramazan müddetince Yaradan''a yakarırdı.
* * *
En şaştığım ise, o meşhur hoşaf kâseleridir. İftar üzre; içildikçe soğuyan, kaşıklandıkça dişleri tıkırdatan o iftarlık kâselerin meğer kendileri buzdan olurmuş.
Kırk çeşit, erikli üzümlü, baldan tatlı hoşaflar meğerse buzdan kâseler içinde ikram edilirmiş.
* * *
Gene tanınmış ve köklü aileler, iftardan sonra her gelene birer altın, yani diş kirası vermek âdetinde imişler. Yüce Mevlâ; güzel töreli, herkes ile sıcak, vermesini bilen geçmişimizden râzı olsun. Âmin.
* * *
Hepinize dolu dolu ve sevdikleriniz ve özlediklerinizle yaşanacak nice bereketli Ramazanlar diliyorum...
...........
GÜNÜN KİTABI: ADLARIMIZ. Yazan, Aydil Erol. Türkiye''de ve Türk dünyasında kullanılan kişi isimlerinin mânâsı. Şarkı, şiir, türkü ve tarihî örnekleriyle sunuluşu. Alanında tek kitap. Yazarı hararetle tebrik ediyorum. Turan Kültür Vakfı, tel: (0216) 333 22 98

