Kaydet
a- | +A

KAZ kadar aptal, kurt gibi aç, ördek gibi yüzücü, katır kadar huysuz, keçi kadar inatçı, keklik sekişli, şahin bakışlı, öküz kadar saf, inek kadar ahmak, tavşan gibi ürkek, yılan kadar sinsi, tilki gibi kurnaz, köpek kadar sâdık, kedi gibi nankör, ceylan gözlü, eşek kadar uysal, sülün gibi endamlı, yarasa gibi kan emici, çakal kadar fırsatçı, kartal gibi heybetli, domuz kadar pis, kuzu kadar mâsum, civciv kadar sevimli, at gibi alımlı, fare gibi iğrenç, aslan gibi cesur, boğa kadar güçlü, kaplan gibi yırtıcı, tazı kadar hızlı, kuş gibi hafif, ayı kadar kuvvetli, deve gibi kindar... Şu benzetmelerin zenginliğine bakınız... * * * Bir de derler ki, Türkler hayvanlara karşı ilgisiz. Tam tersi. Kuşlar ve hayvanlar sanat ile edebiyatımızın ayrılmaz parçaları. Masal ve destanlarımızda bile hayvanlar baş roldedir. Dahası, bilinen mahlûklar az gelmiş gibi dev boyutlu ejderhalar üretir, sonra onları gene hayal mahsulü kahramanlarla döğüştürür dururuz. Bize bilinen canavarlar yetmez. İlle de en iri, en yenilmez, ateş dilli, yedi kollu olmalı. Olmalı da, bir sevimli delikanlı çıkıp tek başına canavarı alaşağı etmeli, ara sıra milleti bu korkudan kurtarmalı. Tuhaflığına tuhaf da, şuur altlarımız böyle istiyor. * * * "Biri gelir, kurtarır..." Bu bekleyiş her birimizin iliğinde, kemiğinde yer etmiştir. Gerçekten de en olmayacak; bittik, tükendik dediğimiz zamanlarda birileri hep çıkagelmiştir. Ateş dilli, yedi kollu canavarlardan bizi çekip almıştır. "Biri gelir kurtarır" kımıldanışını, titreşimini, bu milletin yüreğinden söküp atamazsınız.

Türkiye aynı zamanda bereketli bir dehâlar toprağı. * * * Hep şaşırmışımdır. Böyle, sayısız hayvanla, yırtıcı kuşlarla, ejderhalarla haşır neşirken bir de bakarsınız; güle, sümbüle, menevşeye dair şiirler şarkılar döktürmüşüz. Olacak iş değil. Kızların nakışında sarılı yeşilli Anka kuşları... Heybelerde yıldızlar, nergisler, bükük boyunlu kumrular, allı turnalar. Kan-revan kapışmalardan; lâleye, reyhana dil dökmeye uzanan inanılmaz bir hayal gücü. Enteresan insanlarız vesselâm. * * * Belki de bu bize has sırlı boyutlar; ölümle sevdâ arası, kan ile gül arası gidip gelmeler, toplumu canlı kılıyor. Niye olmasın? Güne ve gerçeğe sığmayan zengin bir kültür gün gelir bu coğrafyaya da sığmaz. Sevgimiz ve hasretlerimiz derman derman, muştu muştu yeryüzüne yayılır. Mertlik ve güzellik adına. Niye olmasın?