BAYRAM ne demek? Alın size münasebetsiz bir soru. Olur mu canım, her soru her vakitte sorulur mu? Hem sorulur, hem de ötelere geçilir efendim. Sorunun saati, saniyesi olmaz. Olmaz da, bıktırıp bezdireni olur. Bazı yeniyetme veletler, üçtü-beşti, yaşlarına bakmadan en hain, en gaddar sual canavarı kesilir de, adamı tatlı candan ederler. * * * -Bu ne? -Sürahi çocuğum, içine su doldurulur. -Niye doldurulur? -Bardaklara konsun da içilsin diye. -Peki bu ne? -İşte o bardak. -Bu ne? -Sürahi dedik ya evlâdım. -Peki şurdaki? -Su bardağı. Ona sürahiden su konur. -Bu ne peki? -Sürahi yavrum, sürahi. Kaç kere söyleyeceğim? -Bu? -O da bardak!.. Bardak!.. Bardak!.. -Peki bu ne? * * * Bu söyleşiler umumiyetle ya "çata-pata" sesleriyle ve "Annneeeeeeee!" hüngürdemeleriyle biter, ya da "Hay senin bardağına da, sürahine de!" kalkışmasını müteakip, sokaklarda konuşlanma ile. Yazı başındaki "Bayram ne demek?" suali de az biraz "Bardak-sürahi" akrabalığı taşıyor ve sabah sabah hiç çekilmiyor. İyi de, bugün güzelim Ramazan''ın ikinci bayram günü. Çekilir cinsten bir konuyu nereden bulmalı? Emekli maaşlarına zammı konuşsak, komik kaçmaz mı? Badem ezmesiydi, çifte kavrulmuş lokumdu, peynir tatlısıydı demeye kalksam, "O da ne?" öfkeleriyle karşılaşabilirim. Çünki ben sizi bilirim. * * * "En iyisi Abdullah Öcalan..." Yo yo, dememiş sayın. Bayram ile Öcalan''ın ne alâkası var?.. Madem cezalandırmayacaktınız, ne diye taa tilkinin bakır îmal ettiği yerlerden taşıyıp getirdiniz deyiverelim de işi bitirelim. Ağız tadlarımız kaçmasın. "Efendim, nerde o eski bayramlar?" Bir de böyle sinir gerici, tepeler attırıcı ahh''l#yıp ohh''l#yışlar duymuyor muyum, tansiyonum o saniye 22-12.
Bu martavalı da bir yana koyalım. * * * Hayır koymayalım... A güzel kardeşim, ablam, yengem, ağabeyim, dedeciğim!.. Eskiden para mı vardı ki doğru dürüst bayram yapıla? Ortası delik halkalı şeker ile gene ortası oyuk yüz paralar. Ve kaputtan pantalonlar, bezden zıbınlar. Ağabeyin kısaltılmış ceketiyle, ablaların düzeltilmiş eteği. Neymiş o? Bayram... Ho ho ho... Bayram dediğin, şenlikli sesli, müjdeli, rengârenk meydanlı, zengin vitrinli, yepyeni elbiseli, çeşit çeşit şekerlemeli, park-bahçe-sahil gezmeli, eğlenmeli, akran kahkahalı, sevinçten uçmalı olacak. Eskiden hangisi vardı? * * * Eskiden bayramlar Öcalan kılıklıydı. Şimdikiler mi? Şimdikiler Ecevit bakışlı, Mesut Yılmaz sekişli. * * * Sizler bana aldırmayın, aman, rahatınıza bakın. Hak ettiğiniz, özlediğiniz şu güzel günlerin tadını çıkarın. Dilerim, daha çook bayramlar görür, bolca sevinir, çokça sevindirirsiniz. Dünyalar her gün sizin olsun efendim. Bayramınızı kutluyorum.

