TAKINTILARIMIZ çocukluktan başlıyor: Ya harçlığım kesilirse,
Ya babam kızar, annem döverse,
Ya karnemde zayıf getirirsem,
Ya sokağa bırakmazlarsa, her gece süt içirirlerse,
Ya güreşte Orhan''a yenilirsem,
Ya Ayşe benden güzel olursa...
***
Ve, yeni yetmelikte sürüyor:
Ya üniversiteyi kazanamazsam, ya okulu bitiremezsem? Bitirdik diyelim, iş bulamazsam... Yeni ayakkabı alamazsam?
***
Takıntılar devam ediyor. Kırk yaşında da gereksiz, ikircikli ve tedirgin hesaplar insanı boş bırakmıyor:
Ya hasta olursam, ya parasız kalırsam, ya elden ayaktan kesilirsem, ya işimi kaybedersem, dişlerim erken dökülürse, evlâtlarım bakmazsa... Gözlerim görmezse, kansere yakalanırsam, kızı-oğulu everemezsem, evsiz barksız kalakalırsam.. Sözüm dinlenmezse, gözden düşersem, elâleme rezil olursam... Depremde göçük altında kalırsam, emekli maaşları artmazsa.
***
Takıntılar tükenmiyor ki:
Ya müşteri gelmezse, ya borçlarımı ödeyemezsem, ya işleri zamanında yetiştiremezsem, ya erken ölürsem...
Yetmiyor, bu pek özel takıntılar yanında bir de genel saplantılar peşlerimize takılıyor:
Ya demokrasiden uzaklaşırsak, ya Avrupa Birliği''ne alınmazsak, ya Cumhurbaşkanı seçemezsek... Ya koalisyon bozulursa, Bakü-Ceyhan boru hattı gerçekleşmezse, ya enflasyon düşmezse, ya Karadeniz de kirlenirse, ya çevre harap olursa, ya orman yangınları devam ederse...
***
Bir de komik takıntılar var, unutmayalım:
Ya elbisem daralırsa, ya çaylar iyi çıkmazsa, sıcaklar sürerse, aradığım kremi bulamazsam, ceketimin modası geçerse, yolda kayarsam... O çok konuşan adama rastlarsam, ya koltuklar eskirse, sinemaya bilet bulamazsam, ya tatile çıkamazsam, bakkalda o sigara yoksa...
***
Halcegizlerimiz işte böyle.
Çoğu defa hayatı kendimize zehir ediyoruz.
E, ne yapalım öyleyse?
Ne yapalımı var mı, biraz da oluruna bırakın canım. Ona kız buna köpür, ondan nem kap bundan işkillen. Olmamışlardan ürk, başa gelmemişlere ağla.
Arada bir ellerimizi savurup, "Adaaamm sen de!" demeğe bakalım. Azıcık da güzellikleri görüp ferahlayalım.
Şu devirde baş ilâcımız bu. Biz bize lâzımız çünki.
Onca derdi hep biz mi yükleneceğiz?
***
Singapur''lu bir bakan, seçimleri kaybeden Fransız Cumhurbaşkanı Chirac''a bir gün şu hikâyeyi anlatmış:
"Bir Çin köylüsünün atı varmış. Günün birinde bu at çitten atlayıp kaçmış. Bu olayı nasıl değerlendirmek gerek? İyi mi, kötü mü?.. Ertesi gün at, yabâni bir başka atla ahırına dönmüş. Peki ne diyelim şimdi? İyi mi kötü mü?.. Köylünün oğlu yabâni atı ehlîleştirirken düşüp ağır yaralanmış. Sonuç ne? İyi mi, kötü mü? Bir gün sonra ülke savaşa girmiş ve malûl olmayan herkesi askere almışlar. Yaralı olduğu için köylünün oğlu gitmemiş. Peki bu ne? İyi mi kötü mü?"
***
Hani deriz ya, "Her işde bir hayır vardır"... O hesap. Vara yoğa üzülüp durmayalım.
.............
Yukarıdaki Çinli hikâyesi, Tanşuğ Bleda''nın "Maskeli Balo" isimli kitabından alındı. Doğan Kitapçılık.

