Bu sene Kırkpınar''da öyle şeyler yaşanıyor ki, güleyim mi, ağlayayım mı, bilemiyorum. Anlatayım da beraber karar verelim.
Fransız işadamı Pierre Guerchon, 100 milyar masraf yaparak "Kırkpınar''ın doğuşu"nu konu alan ve Ahmet Taşçı ile Cengiz Elbeye''nin de rol aldığı bir tiyatro gösterisi hazırladı. Bu gösteri, Fransa''da bir ay boyunca Koca Yusuf''un da güreştiği Cirque d''Hiver Bouglione gösteri merkezinin de bulunduğu mekânlarda Fransızlar''ın beğenisine sunulacak.
Guerchon, bu masrafı, aşık olduğu Kırkpınar''ı Avrupa''da tanıtmak için yaptığını söylüyor. Ne dersiniz bu habere? Oh, oh, Fransızlar bile Kırkpınar için neler yapıyor diye sevinelim mi, yoksa Kırkpınar''a karşı ilgisizliğimizi hatırlayıp ağlayalım mı? Amerikalı bilim adamı Dr.Donald Miller, tesadüfen haberdar olduğu Kırkpınar''a beşinci defa geliyor. Kırkpınar kasetleri hazırlamış, bu kasetlerden 400 tanesini 20 ülkeye göndermiş. Bu habere, yahu bu Kırkpınar neymiş, elin ABD''lisi Kırkpınar için neler yapıyor deyip, gülelim mi, yoksa, Kültür Bakanlığı''nın, Edirne Belediyesi''nin, Güreş Federasyonu''nun yapamadığını bir Amerikalı yapıyor deyip, utancımızdan ağlayalım mı? Tabii, utanacak yüz kaldıysa... Danimarkalı grafik sanatçısı Ole Zafting Larsen, Sarayiçi''nde açtığı sergiyle 30 dolara (18 milyon lira) mâlolmuş Pehlivan kitabının tanıtımını yaptı. Son derece güzel hazırlanmış, çok kaliteli kağıda basılmış kitabı mâliyetine satıyor. Nasıl, bu habere sevinilir mi, yoksa ağlanır mı? Bu sene, Hollanda''da dördüncü defa yağlı güreş organize edildi. Taşçı ve Elbeye''nin dahil olduğu 14 başpehlivan güreşlere katıldı. Güreş meydanı yabancı ve Avrupalı Türkler''le hınca hınç doldu. Hollanda medyası günlerce bu organizasyonu haber yaptı. Trilyonlarca liraya yapılamayacak bir Türkiye tanıtımı gerçekleştirildi. Ancak, Türkiye''deki yetkililerden hiç destek alınmadı, bir avuç Kırkpınar sevdalısının gayretleriyle bu müthiş organizasyon gerçekleşti. Ne dersiniz, onların başarısına sevinelim mi, yoksa bizim ilgisizliğimize ağlayalım mı? Yağlı güreş, Güreş Federasyonu''na bağlandığında, Yağlı Güreş Ligi''nin kurulması, bütün güreşçilerin sigortalı yapılması, Kırkpınar''ın tanıtımı için hiç bir fedakârlıktan kaçınılmaması gibi sözler verilmişti. Bu sözlerin hiç birisi tutulmadı. Kırkpınar''a yabancı olarak yalnızca tesadüfen yolu düşen ve bir daha Kırkpınar''dan kopamayan bir avuç kimse geliyor.
Böyle bir etkinlikte yabancı basın yok. Yağlı, minder güreşine bağlandıktan sonra, çıkarılan yeni kurallarla iyice minder güreşine benzetilmeye başladı. Artık deste boya kadar olan güreşçiler yağlanmadan güreşiyor. Güreş süreleri kısalıyor, puanlamaya ağırlık veriliyor. Yağlı güreş organizatörleri, hakem paraları ve federasyona ödenen organizasyon parası altında ezildiğinden, yağlı güreş organizasyonları son derece güç hale geldi. Pehlivanlar 40 yaş sınırına isyan ediyor. Nasıl, bu haberlere sevinilir mi, yoksa ağlanır mı? İsterseniz yağlı güreşten bir kaç da güzel haber verelim. Yağlı güreşin ayrı bir federasyon olması için çalışmalar devam ediyor. Yağlı güreş, Kırkpınar sevdalılarından destek, spordan sorumlu Devlet Bakanı''ndan da sözünü tutmasını bekliyor. Herşeye rağmen, Türkiye''nin dört bir tarafından yağlı güreş aşıkları, pehlivanların Kâbesi dedikleri Kırkpınar''a koşmaya devam ediyor. Çeyrek finale kadarki başgüreşlere seri başı uygulaması getirildi. Artık, iddialı isimler ilk turda birbirlerine düşmüyor. Ne dersiniz, bu haberler karşısında ağlayalım mı, gülelim mi?

