İnsanoğlu diyorum azizim, ne gözü doyuyor ne huyu değişiyor!..
Vakti zamanında, bir kayanın altında sıkışmış bir engerek vardı. Kıvranıyor ve yardım için sesleniyordu. Yoldan geçen bir kadın onun çaresizliğine üzüldü ve koşarak kurtarmaya geldi. Yılan serbest kalır kalmaz, parlayan gözleriyle kadına baktı ve soğuk bir sesle şöyle dedi:
-Elini uzatan herkesi ısırmaya yemin ettim!
Kadın şaşkınlıkla bağırdı:
-Ama ben seni az önce kurtardım! Bana nasıl zarar vermeyi düşünebilirsin?
Engerek buz gibi bir sakinlikle cevap verdi:
-Seni acımadan ısıracağım. Bu benim doğam. Ve doğa, ne olursa olsun, değişmez.
Kadın, sakin bir bilgelikle şöyle bir öneride bulundu:
-Hadi gidelim. Karşımıza çıkan ilk hayvana soralım, eğer seni haklı bulursa, beni ısırabilirsin.
Bir süre yürüdüler ve bir kurtla karşılaştılar. Başlarından geçeni en küçük ayrıntısına kadar kurda anlattılar.
Kurt şüpheyle başını salladı ve dedi ki:
-Ancak sahneyi kendi gözlerimle görürsem karar verebilirim. Lütfen benim için yeniden canlandırın.
Bunun üzerine kadın dikkatlice yılanı tekrar kayanın altına koydu, onu ilk bulduğu gibi ve kurda şöyle dedi:
-İşte biraz önceki hâli buydu.
Kurt başını salladı ve ciddi bir tonla şöyle dedi:
-Bırak orada kalsın. Uzatılan eli ihanete uğratan, ona bir daha uzatılmayı asla hak etmez. İyilik yaptığında her zaman minnet bekleyemezsin. Ve nankörlükle beslenen biri, ne yaparsan yap, asla değişmez!..
***
Fakir bir köylü cömertliğiyle bilinen bir kraldan toprak ister. Kral der ki;
“Sabah güneş doğarken yola çık. Akşama kadar yürüdüğün tüm arazi senin olacak. Ama bir şartla: Güneş batmadan başladığın yere dönmelisin. Dönemezsen hiçbir şey alamazsın.”
Köylü sevinçle kabul eder. Sabah yola koyulur. Sulak araziler, meyve bahçeleri, pınarlarla dolu verimli topraklar görür. “Ah, ne güzel yerler!” diyerek durmadan ilerler.
Fakat bir an döner ve güneşin batmak üzere olduğunu fark eder!
“Yetişemezsem hepsi boşa gider!” diyerek koşmaya başlar.
Koşar, koşar, tam başladığı yere ulaşır… ama oracıkta düşüp can verir.
Kral, onun için bir mezar kazdırır. Bir çubukla toprağı işaret eder ve der ki:
“İnsana dünyada kalan yer işte bu kadar…”
Ninem diyor ki; Kokmuşa tuz, yüzsüze söz kâr etmez!..

