''Uyu, uyu; yat uyu'' serisine devam edecektim. Ama galiba, Türkiye''de bugün seçim yapılıyormuş. Herkes, tam anlayamadım ama, geçim mi seçim mi derdine falan düşmüş. Bunu da tesadüfen öğrendim. Dolayısı ile gündemden kopmamak için, uyku faslına ara verip, bu fakir ''taaa Amerika''dan seçime nasıl bakıyora'' balıklama dalıyorum. Bugün seçim yapıldığından nasıl haberim oldu diye sorarsanız, onu da anlatayım. (Not: Önceden haber veriyorum. Bundan sonraki kısa bir bölümde kendi reklamımı yapacağım. İsterseniz, ess geçin. Ama bu kısa reklam arasını atlamazsanız, herhalde pek memnun olurum.) Biliyorsunuz benim TGRT-FM''de, her cuma günü 17 haberlerinden sonra yayınlanan "Washington Hattı" programım var. Bu programda, Washington''dan, oturduğumuz yerden dünyaya falan bakıyoruz. Buradan bakıldığında Türkiye pek net, hatta bazan hiç görülmediğinden, birisinin bu fakire, zaman zaman hatırlatması gerekiyor.
Eksik olmasınlar ya programımın yapımcısı Mehmet Canıtatlı kardeşim, ya da sevgili sunucu arkadaşım, bendeniz dünyaya bakmaya uğraşırken araya girip, saplamada bulunuyorlar. Biz de ondan sonra, canlı yayında, onların gösterdikleri istikamete bakmaya, daha doğrusu konuşmaya çabalıyoruz. Önceki günkü program sırasında da aynı şey oldu. Kendimi tam kaptırmış Kosova''daki soykırımı ve ABD''den tepkileri anlatıp-yorumlayarak tam gaz giderken, sunucum sevgili Osman Kaplan kardeşim pattadak araya girdi.
ABD SEÇİMLERE NASIL BAKIYOR -"Sayın Hazar! Biliyorsunuz, bu pazar Türkiye''de seçimler yapılıyor. İsterseniz biraz da bundan konuşalım. Amerika bu seçimlere nasıl bakıyor? Hangi partinin kazanacağını tahmin ediyor? Yani bu bizdeki seçim atmosferi oradan nasıl görünüyor? Ayrıca ABD''deki soydaşlarımız ve vatandaşlarımız bu seçime nasıl bakıyorlar?" demez mi?
Bir anda aptallaştım. Sözün gelişi böyle söylüyorum. Esasında aptallığım daha kat be kat arttı. Şaşırdım. Ne diyeceğimi bilemedim. "Eeee. Şey" falan diyerek ve geveleyerek, herhalde birşeyler söyledim.
Herhalde diyorum. Çünkü, neler söylediğimi tam bilemiyorum. Daha yeni yeni kendime geldim. Bari şu bana sorulanları, 48 saat sonra da olsa, kafama göre doğru dürüst cevaplayayım diye, kaleme sarıldım.
Bugün yapılan seçimin ABD''den nasıl göründüğü (daha doğrusu görülmediği) konusuna kısa da olsa girmek istiyorum. Kardeşim, aptal Amerikalılar, kendi ülkelerinde her iki yılda bir kasım ayının ilk salı günü yapılan seçimlerden bile bihaberler. Yüzde 35 bilemedin 40-45 katılımla seçimler yapıyorlar. Herkes, esas işinde ve gücünde... ''Ne seçim yapılacak mı, ne de ne zaman olacak?'' endişeleri var. Zira yüzlerce yıldan beri seçim tarihi de kanunları da değişmemiş. Dediğim gibi iki senede bir kasım ayının ilk salısı 270 milyonluk Amerika, seçimlerini yapıyor. Sonuçlarını da aynı gün bitmeden en geç 22-23''de alıyor. Onlarınki de seçim mi falan demeyin. Bana göre tam seçim. Bir kere her seçimde, bizden fazla ''seçimler'' yapıyorlar.
Hem Temsilciler Meclisi üyeleri milletvekilleri için, hem senatörlerin bir bölümü için, hem valiler için, hem belediye başkanlıkları için, hem eyalet meclisleri için, hem okullar için hem ''homolara evlenme hakkı verelim mi'' gibi kafalarına takılan her konu için hep aynı anda sandığa gidiyor ve bilmem kaç çeşit oy kullanıyorlar. Hâlâ anlayamadığım ve işin içinden çıkamadığım iki husus var. Birincisi şu: Bu kadar çok seçimi nasıl oluyor da aynı anda yapıyorlar? Hiç karıştırmadan ayrı ayrı oylarını atıyorlar ve sonuçları hemen aynı gün alabiliyorlar? Diğeri de, nasıl oluyor da bu kadar düşük katılımla (yüzde 35-45) seçimler yapılıyor? Ama demokrasileri tıkır tıkır işliyor. Bir tek oyun bile sistem üzerinde korkunç bir ağırlığı ve önemi olabiliyor?
Gel de çık; çıkabilirsen, işin içinden... SEÇİMLER ADAYLAR VE MEDYA Neyse daha fazla uzatmadan birkaç Amerikan seçim nüktesini size duyurmak istiyorum. Bunları, 35 yıl Amerikan Kongresi''nde milletvekilliği ve senatörlük yaptıktan sonra, 1996''da Başkan Clinton''a karşı Cumhuriyetçi Parti''den başkan adayı olmuş ama seçimi kaybetmiş Bob Dole''un, "Güzel Politik Nükteler" kitabından aldım. Nükte 1: Efendim Başkan Clinton''a, "Sizin gibi bir başkan olmak için, bize en önemli tavsiyeniz nedir?" diye sormuşlar. Clinton şöyle cevaplamış: "Basın ile asla, ama asla kavgaya girmeyin. Zira bu medya mensupları öyle kimselerdir ki, mürekkebi ''varillerle'' satın alıp kullanıyorlar. Boşuna uğraşmayın, başa çıkamazsınız!" Nükte 2: Başkan Reagan''ın ''basınla balayı'' fıkrası. Efendim, Hollywood''un bu meşhur kovboy eskisi California eyaletine vali seçildiğinde, yer yerinden oynamış. Bütün basın Reagan''ı, önemli ve meşhur bir artist ya, muazzam destekliyor. Öve öve bitiremiyor. İşte tam bu sırada Reagan''a "Basının kendisine neden bu kadar cömert ve sevgi dolu yaklaştığını" sormuşlar. Vali Reagan, "Evet, bu tam bir balayı görünüyor. Ama benim fikrimi sorarsanız, ben bu balayı döneminde, ayrı bir odada uyumayı tercih ederim!" diye cevaplamış. Madem basınla kaptırdık gidiyoruz. O zaman ünlü Adlai Stevenson''ın gazetecilerle ilgili şu sözlerini de aktaralım. Stevenson bir keresinde şöyle konuşmuş: "Gazeteciler sadece kelimelerle yaşamazlar. Bazan onları yemek zorunda bile kalırlar. Editör o kimsedir ki, taneleri sapından samanından, unu kepeğinden ayırır; sonra da kepekleri ve sap ile samanları basar!" Son olarak şu iki nükteyi sizlere aktarak yazıyı noktalıyorum.
Minnesota eski senatörü Eugene McCarthy seçime girecek adaylara şu tavsiyede bulunuyor: "Bir aday için en tehlikeli şey, seçmenlerin sonradan hatırlayabilecekleri şeyleri, kampanyası sırasında söylemektir!" Başkan Woodrow Wilson ise şöyle diyor: "Eğer tekrar seçilmeyi çok fazla düşünüyor ve istiyorsanız, muhtemeldir ki tekrar seçilmeye değmeyecek kıymettesinizdir!"
Hepinize iyi pazarlar; pardon, ''seçimler'', efendim...

