Kaydet
a- | +A

Başkan Clinton, nihayet Türkiye''ye geliyor. Nihayet diyoruz, çünkü dünyada neredeyse gezmedik ülke bırakmayan ve hatta Suriye''ye bile gelip Hafız Esat''a yalvaran Başkan Clinton, ne hikmetse Türkiye''ye bir türlü uğrayamıyordu.

Türkiye önemsiz bir ülke mi? Bin kere hayır. Hangi Amerikalı ile konuşsanız lafa ''stratejik önemdeki güçlü müttefikimiz'' sözleri ile girmek adettir buralarda. Başkan Clinton davet mi almadı da icabet etmedi? Elbette değil. Çiller''den Demirel''e, Yılmaz''a, kendisini kaç kere davet ettik. Geldi, geliyor, gelecek beklentileri içinde, 6 koca yıl geçti. Neyse Clinton, başkanlığının sonbaharında, yedinci yılında hele şükür geliyor. Pazartesi günü, 600 kişilik koruma ordusu ve 200 kişilik gazeteciler dahil toplam 900 kişilik maiyeti ile Türkiye''de olacak Başkan Clinton''a, şimdiden hoşgeldiniz diyoruz.

ABD İÇİN TÜRKİYE NEDEN ÖNEMLİ Başkan Clinton döneminde Türk-Amerikan ilişkileri büyük bir ivme kazandı. Her ne kadar Türkiye''ye daha önce gelmek imkanı bulamadı ise de, Türkiye''nin stratejik konumunu en iyi anlayan başkanlardan birisi olarak tarihe geçecek Başkan Clinton... Türkiye''nin önemi nereden geliyor? Bunu kendi ifadeleri ile Clinton önce, Başbakan Ecevit''e Oval Ofis''te, tarihi bir perspektiften ve Osmanlı''ya duyduğu büyük hayranlıkla anlattı.

Hafta başında ise Georgetown Üniversitesi''nde Amerikan dış politikasındaki öncelikleri vurguladığı muhteşem konuşmasında, "21. yüzyılı Türkiye''nin takınacağı tavır belirleyecek!" diyerek dünyaya da ilan etti. Türkiye''nin önemi ve ziyaretinin maksadı, Clinton''ın ifadeleri ile şöyle: "Türkiye''ye gittiğim zaman, 20. yüzyılın tarihinin büyük bir bölümünün, iyi veya kötü şekilde Osmanlı İmparatorluğu''nun Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında yıkılması ile ve bunun ardından da Avrupalı güçlerin verdikleri kararlarla belirlendiğini anlatacağım. İnanıyorum ki, gelecek yüzyıl da, Türkiye''nin bugünkü ve gelecekteki kendi istikbalini ve rolünü belirlediği yol ile önemli ölçüde şekillenecek." Başkan Clinton, bu kanaatının gerekçelerini ise şöyle açıklıyor: "Çünkü Türkiye, Avrupa, Ortadoğu ve Orta Asya''nın kesiştiği noktada bulunuyor. Eğer Türkiye, istikrarlı, demokratik, laik bir Müslüman millet olarak Avrupa''da tam olarak yerini alabilirse, gelecek daha iyi olacak!"

TÜRKİYE MODEL ÜLKE OLABİLİR Başkan''ın konuşmasında vurguladığı 2 ana konu çok önemli. Bunlar, Türkiye''nin coğrafi konumu ile demokrat bir Müslüman (laik) ülke kimliği.

Ülkemizin coğrafi konumu, doğudan batıya, kuzeyden güneye, nasıl bir köprü ve geçit noktasında bulunduğu, bir sır değil! Türkiye Avrasya''nın merkezinde, Baltık Denizi''nden Afrika''ya, Adriyatik''ten Çin Seddi''ne bütün yolların ve stratejik menfaatlerin kesiştiği noktada yer alıyor. Bu konum, Cenabı Allah''ın ülkemize büyük ihsanı... Gelecek için olağanüstü potansiyelleri de beraberinde getiriyor. Başkan Clinton''ın vurguladığı ikinci husus daha da önemli. Osmanlı''nın muhteşem hoşgörüsü; dinlere, kültürlere ve etnik kökenlere gösterdiği toleransı; İslamiyet''i ''gerçek bir Müslüman'' kimliği ile benimsemesi ve yaşaması, Türkiye''ye tarihten gelen birçok meziyetleri ve üstünlükleri de kazandırmış bulunuyor. Dini ve etnik çatışmaların artması beklenen gelecek yüzyılda Türkiye bu bakımdan, hem gelişmiş ve eksikliklerini gidermiş demokrat kimliği, hem de ılımlı, modern, laik ve ''gerçek'' Müslümanlığı ile, İslam ülkelerine ve bütün dünyaya ''örnek'', ''model'' bir ülke olabilir! Türkiye''nin şanlı geçmişi, etnik ve dini motiflerle zenginleşmiş muhteşem kültürü, bu modellik potansiyelini açıkça ortaya koyuyor. Başkan Clinton''ın gıbta ile vurguladığı, düşmanların ve art niyetlilerin bile kıskanarak kabul ettikleri bu büyük potansiyelin ve sadece 21. yüzyıla değil gelecek asırlara da damga gibi vurulabilecek bu tarihi misyonun, bakalım Türkiye ne zaman farkına varacak? Ne zaman farkına varacak, diyoruz. Çünkü içerdeki suni gündemlerle inanılmaz şekilde oyalanmak ve kasvetli iç karartıcı manzaralar ile haşır neşir bulunmak, büyük ürküntü veriyor. Acaba trenleri kaçırmaya devam mı edeceğiz diye kendi kendimize sormadan edemiyoruz. İnşallah kaçmaz. Ama bir de bu görüntüyü verebilsek...

Uyanmak ve uzlaşmak zamanı hâlâ gelmedi ise, peki ne zaman?..